Yıldırım Ören'li Güleser nine

Gezelim Görelim (İHA) - İhlas Haber Ajansı | 01.01.1970 - 00:00, Güncelleme: 01.01.1970 - 00:00 6501+ kez okundu.
 

Yıldırım Ören'li Güleser nine

Yüzde doksanı dağlık olan ilçemiz sınırları içinde nefis doğa manzaraları bulmak mümkün. Özellikle Güvem ve Yıldırım bölgemiz, yaylaları ile görülmeye değer, eşi bulunmaz imkanlar sunabilen yapıdalar

Yüzde doksanı dağlık olan ilçemiz sınırları içinde nefis doğa manzaraları bulmak mümkün. Özellikle Güvem ve Yıldırım bölgemiz, yaylaları ile görülmeye değer, eşi bulunmaz imkanlar sunabilen yapıdalar.   Yıldırım bölgemizdeki köyler tarihimizde 19.asrın ikinci yarısından sonra “Yıldırım” ön adı ile anılmaya başlanmış. Yıldırım Ören, Yıldırım Hacılar, Yıldırım Demirciler, Yıldırım Yağlıca, Yıldırım Çatak ve Yıldırım Olucak gibi.   Yıldırım Ören köyü ile ilgili olarak oradaki Durali Dede türbesi, panayır ve Hambarkaya gibi yerler hakkında sadece şifai bilgi edinmiş ama görmeye de can atıyordum.   Babamın büyük dedeleri 250 sene kadar önce Yıldırım Yağlıca köyünden gelip Taşlıca’ya yerleştiği için de ata yurdunu ziyaret etmeyi hep arzulamışımdır.   Birkaç sefer misafirlerimle oraları gezmek nasip oldu ise de, insanı ile görüşebilmek ancak İbrahim Yurtoğlu ile nasip olabildi. Bu konudaki rehber ihtiyacımızı Örenli Erdoğan Korkmaz ile karşıladık. Sağolsun o da emekli olduğu için bu teklifimi severek kabul etti. Ayrıca kendi akrabası olan Güleser ebeyi ziyaret edip, kendisinden faydalanabileceğimizi söylemesi de bizi memnun etmişti.   Yıldırım Ören köyü, “Ören” eki alan bütün köylerimiz gibi vaktiyle terk edilen Bizans köylerinin viraneleri üzerine inşa edilmiş. Köy içinde Bizans dönemine ait bazı sütun, heykeller ve kabartmalar görmek mümkün. Ayrıca 20. asır başlarında bu köyde bazı demircilik faaliyetlerinden de bahsediliyor.   2004 ün 10 Ekim günü İbrahim Yurtoğlu’nun arabası ile yola çıktık. Yolu bildiği için arabayı Erdoğan Korkmaz kullandı. Aşağı Çanlı, Doyuran yolu üzerinden öğleye doğru köye vardık. Köyün hemen girişinde iki katlı bir evin önünde durduk. Erdoğan;”Hala!” diye seslenerek eve girdi ve biz de arkasından.   İki katlı bakımlı ve oldukça temiz ahşap bir köy evi. Alttan dam ve ufak tefek malzemelerin bulunduğu avluya girdik. Buradan tahta bir merdiven ile oturma katına çıktık. Bizi burada, evin kızları olduğunu sonradan anladığım iki hanım karşılayıp, güney doğudaki bir odaya  aldılar. Odadaki sekide Güleser nine oturmuş, meraklı gözlerle bizi süzüyor, bir yandan da, “kim bunlar?” der gibi yeğen Erdoğan’a bakıyordu. O bizi usülünce tanıştırdı, elini öptük ve sekiye oturduk.   Bizi karşılayan hanımlar, evin kızları. Eşleri, yani Güleser ninenin damatları ile köye gezmeye gelmişler.   Erdoğan bizden biraz bahsettikten sonra ben söze girerek, kısaca geliş amacımızı anlattım. Pek anlamamış görünse de, yavaş yavaş işi oluruna bırakarak sonuca ulaşacağımızı sanıyordum. Nitekim yanılmadığımızı anladım.   Güleser nine, 70 yaşlarında, yılların tecrübesi ile bilge görünümlü ve karşıdakine güven veren bir yapıda idi. Hani bazen anamız  gibi gelir ya, kendimizi o sıcaklıkta güvenle bırakıveririz. İşte Güleser nine öyle sıcak ve “ana” bir Anadolu hanımefendisi idi.   Oda, gayet sade ama oldukça temiz ve düzenli döşenmiş idi. Köşede bir TV cihazı, telefon, hayat dediğimiz boşlukta buzdolabı gibi teknolojik aletler görülüyor. Gezdiğimiz her köyde misafir olduğumuz evlerdeki genel görüntü bu.   Uydu yayınları ile hemen her kanalı seyretmek, telefon ile uzaktaki evlatlar ve dostlarla görüşebilmek artık çok daha kolay. Uzaklar yakınlaşmış, göz göze gibi, kucaklamış, öpmüş gibi olmasa da evlatların sesini duymak yine de hasreti dindiren bir vesile.   İlçemizde hemen her köye haftada birkaç defa seyyar marketçiler uğradığından, ihtiyaçları anında karşılamak mümkün oluyor. Köyde ikamet eden yaşlı kesim neredeyse üretimden elini çektiği için, her şeyini hak ettiği emekli aylığı ile satın alıyor.   Öğretmen kardeşim, hazırlayacağı yüksek lisans tezi için çok güzel bir ortamda bulunmanın hazzını yaşıyordu. Nitekim yavaş yavaş soruları ile nineyi konuşturmaya başladı. Nine önce geçici bir ürkeklikten sonra, kendinden emin tavrı ile öyle bir açıldı ki, ağzımız açık kaldı.   İlkokula gittiği yıllarda öğrendiği şiirleri bile ortaya getirdi. Hafızasına hayran kaldık. Köyünde ve çevredeki evlilik, doğum, cenaze, askerlik adetleri ile sosyal ilişkiler ile ilgili anlattıkları hele de yaşanmış bazı olaylar çok enteresan idi.    Bunlardan birisini burada anlatmak isterim.          Yığda karşılığı evlilik       Orman köylerinde yaşayan halk, yazın ormandan kestiği taze dalları üst üste yığar. Zor geçen kış günlerinde saman ve ot kalmayınca hayvan yiyeceği olarak kullanırlardı. Yığda adı verilen bu hayvan yiyeceği dağlık ve ormanlık bölgelerde yaşayan ve hayvancılık yapan halk için oldukça önemlidir.       Yıldırım köylerinden birinde adamın biri oğlu için komşusuna dünür gider. Konuşulup görüşülür ve garipdir ki, kızın babası ile yığda karşılığı dünürlük işi bağlanır ve söz kesilir. Kız babası aslında bu işe gönlü olmamasına rağmen biraz da komşuların ısrarı ile razı olmuştur.       Fakat gel gelelim, bu antlaşmaya rağmen sert geçen kış havası birden değişmeye, yumuşamaya başlar. Karlar eriyip otlar yeşerir ve hayvan yiyeceği sıkıntısı da yaşanmaz. Hayvan sahipleri de sürülerini rahatça otlaklara salarlar.       Kızını yığda karşılığı vermek üzere anlaşan baba da bu rahatlığı fırsat bilerek kızını vermekten vaz geçer. Bu durumda, iki aile arasında arabuluculuk yapan köy halkı, baskı yapsa da kız babasını bu fikrinden vaz geçiremez.       Fakat bu baskılardan bunalan kızın babası anlaşılmaz bir tavırla bir gün çifteyi kaptığı gibi kızını vurup öldürür.   Güleser nine bunları anlatırken evin damatları da geldiler. Tanışıp sohbete dahil oldular. Biri İlahiyatçı, diğeri astsubay idi.   Daha sonra hazırlanan nefis sofraya mecbur oturduk. Reddetmek olmazdı. Şehirde büyüyen bazı yeni yetmeler köylere düğün ve cenaze için geldiklerinde, yemek davetine icap etmiyorlar. Bu daveti reddetmek, köy halkı ve ev sahibi için neredeyse onur kırıcı bir hareket olarak algılanır. Kabul etmek, saygı ve itibarın tescil edilmesidir.   Çam sakızı çoban armağanı sofradan kalkınca müsaade isteyip Hambar kaya ve Durali Dede türbesini ziyaret etmek üzere  ayrıldık. Aynı Çırpanlı nine de olduğu gibi kısa sürede oluşan muhabbetten sonra ayrılmak zor oldu. Unutamayacağımız anılar yaşamıştık.   Arabamızla Hacılar köyü kıyısından geçip türbeye vardık. Eski viran halinden kurtarılmış, çevresi duvar ile çevrilmiş ve üstü de kiremit ile örtülmüştü. Henüz sıvası yapılmamış idi.   Anlatıldığına göre Durali Dede, tahminen Hacı Bayram veli döneminde yaşamış bir Horasan ereni. Çevrede irşad görevini yaptıktan sonra buraya gömülmüş. Bütün Horasan erenleri gibi kabri korumaya alınmış ve türbe yapılmış. 1960 lı yıllara kadar, her sene harman sonu Eylül ayında uzaktan ve yakından gelenlerle dolup taşarmış. Bu günkü anlamda yıllık bir de panayır kurulurmuş. Gelenler de tabii ki, çocukları olmayan veya olup da düşen anneler ve aileler. Bunlar bir gün önceden gelip Ören ve çevredeki köylerde misafir kalırlar, ertesi günü de Durali Dede türbesi önünde yapılan bir törene katılırlarmış.   Yıldırım Örenli öğretmen arkadaşım Adem Korkmaz’ın rahmetli annesi, bizim köylü rahmetli Mustafa Gökmen ve Demircilerli Adil Bakır amcadan dinlediğimize göre bu tören şöyle oluyor.   Kadınlar türbe etrafında “El almış” bir kadın tarafından gezdirilir. Önce kollarına bir poşu bağlanır ve türbe etrafında üç defa dolaştırılır. Her tur sonunda görevli kadın tarafından dua ettirilir ve ufak bir tahta tokmakla sırtına (acıtmayacak şekilde) vurulur. Bu işlemden sonra ziyaretçi kadın bir kurban adar ve istediği yerde keser. Bu ziyaret sonunda  doğan çocukların ölmeyip yaşadığı anlatılıyor. Hatta Mustafa Ustanın anlattığına göre çevredeki Durali ve Dede isimli insanların isimleri hep bu tören vesilesi ile verilmiş.”   Türbe ziyaretinden sonra dönerken yolda inip, 10 dakikalık bir yürüyüşten sonra o muhteşem görünümlü Hambarkaya’nın yanına geldik. Burası hakkında da bir sürü rivayet var. Fakat her şeye rağmen görülmeye değer devasa bir kaya kütlesi. Uzunluğu 200, yüksekliği ise 50 metre kadar olan kayanın içine girmek hemen hemen mümkün değil. Ön cephesinde bazı delikler görünüyor. Başka bir girişinin olup olmadığı bilinmiyor.   Hemen önündeki çeşmenin kaynağı da sanki kayanın içinde gibi. İlçemizin görülmeye değer ender güzelliklerinden biri olan bu kayayı ve Durali Dede’yi ziyaret etmenizi tavsiye ederim.   Bu seferlik gezi notlarımızda Yıldırım Ören köyü ile ilgili aklımızda kalanları bu şekilde özetlemeye çalıştık. Bu vesile ile sevgili Ören köyü halkına, Güleser nineye, bize rehberlik eden sevgili Erdoğan Korkmaz’a ve tüm çevre halkına sonsuz şükranlarımla. Selam ve muhabbetle kalın...   muz.eker@hotmail.com
Yüzde doksanı dağlık olan ilçemiz sınırları içinde nefis doğa manzaraları bulmak mümkün. Özellikle Güvem ve Yıldırım bölgemiz, yaylaları ile görülmeye değer, eşi bulunmaz imkanlar sunabilen yapıdalar

Yüzde doksanı dağlık olan ilçemiz sınırları içinde nefis doğa manzaraları bulmak mümkün.

Özellikle Güvem ve Yıldırım bölgemiz, yaylaları ile görülmeye değer, eşi bulunmaz imkanlar sunabilen yapıdalar.

 

Yıldırım bölgemizdeki köyler tarihimizde 19.asrın ikinci yarısından sonra “Yıldırım” ön adı ile anılmaya başlanmış. Yıldırım Ören, Yıldırım Hacılar, Yıldırım Demirciler, Yıldırım Yağlıca, Yıldırım Çatak ve Yıldırım Olucak gibi.

 

Yıldırım Ören köyü ile ilgili olarak oradaki Durali Dede türbesi, panayır ve Hambarkaya gibi yerler hakkında sadece şifai bilgi edinmiş ama görmeye de can atıyordum.

 

Babamın büyük dedeleri 250 sene kadar önce Yıldırım Yağlıca köyünden gelip Taşlıca’ya yerleştiği için de ata yurdunu ziyaret etmeyi hep arzulamışımdır.

 

Birkaç sefer misafirlerimle oraları gezmek nasip oldu ise de, insanı ile görüşebilmek ancak İbrahim Yurtoğlu ile nasip olabildi.

Bu konudaki rehber ihtiyacımızı Örenli Erdoğan Korkmaz ile karşıladık. Sağolsun o da emekli olduğu için bu teklifimi severek kabul etti. Ayrıca kendi akrabası olan Güleser ebeyi ziyaret edip, kendisinden faydalanabileceğimizi söylemesi de bizi memnun etmişti.

 

Yıldırım Ören köyü, “Ören” eki alan bütün köylerimiz gibi vaktiyle terk edilen Bizans köylerinin viraneleri üzerine inşa edilmiş. Köy içinde Bizans dönemine ait bazı sütun, heykeller ve kabartmalar görmek mümkün. Ayrıca 20. asır başlarında bu köyde bazı demircilik faaliyetlerinden de bahsediliyor.

 

2004 ün 10 Ekim günü İbrahim Yurtoğlu’nun arabası ile yola çıktık. Yolu bildiği için arabayı Erdoğan Korkmaz kullandı. Aşağı Çanlı, Doyuran yolu üzerinden öğleye doğru köye vardık. Köyün hemen girişinde iki katlı bir evin önünde durduk. Erdoğan;”Hala!” diye seslenerek eve girdi ve biz de arkasından.

 

İki katlı bakımlı ve oldukça temiz ahşap bir köy evi. Alttan dam ve ufak tefek malzemelerin bulunduğu avluya girdik. Buradan tahta bir merdiven ile oturma katına çıktık. Bizi burada, evin kızları olduğunu sonradan anladığım iki hanım karşılayıp, güney doğudaki bir odaya  aldılar.

Odadaki sekide Güleser nine oturmuş, meraklı gözlerle bizi süzüyor, bir yandan da, “kim bunlar?” der gibi yeğen Erdoğan’a bakıyordu.

O bizi usülünce tanıştırdı, elini öptük ve sekiye oturduk.

 

Bizi karşılayan hanımlar, evin kızları. Eşleri, yani Güleser ninenin damatları ile köye gezmeye gelmişler.

 

Erdoğan bizden biraz bahsettikten sonra ben söze girerek, kısaca geliş amacımızı anlattım. Pek anlamamış görünse de, yavaş yavaş işi oluruna bırakarak sonuca ulaşacağımızı sanıyordum. Nitekim yanılmadığımızı anladım.

 

Güleser nine, 70 yaşlarında, yılların tecrübesi ile bilge görünümlü ve karşıdakine güven veren bir yapıda idi. Hani bazen anamız  gibi gelir ya, kendimizi o sıcaklıkta güvenle bırakıveririz. İşte Güleser nine öyle sıcak ve “ana” bir Anadolu hanımefendisi idi.

 

Oda, gayet sade ama oldukça temiz ve düzenli döşenmiş idi. Köşede bir TV cihazı, telefon, hayat dediğimiz boşlukta buzdolabı gibi teknolojik aletler görülüyor. Gezdiğimiz her köyde misafir olduğumuz evlerdeki genel görüntü bu.

 

Uydu yayınları ile hemen her kanalı seyretmek, telefon ile uzaktaki evlatlar ve dostlarla görüşebilmek artık çok daha kolay. Uzaklar yakınlaşmış, göz göze gibi, kucaklamış, öpmüş gibi olmasa da evlatların sesini duymak yine de hasreti dindiren bir vesile.

 

İlçemizde hemen her köye haftada birkaç defa seyyar marketçiler uğradığından, ihtiyaçları anında karşılamak mümkün oluyor.

Köyde ikamet eden yaşlı kesim neredeyse üretimden elini çektiği için, her şeyini hak ettiği emekli aylığı ile satın alıyor.

 

Öğretmen kardeşim, hazırlayacağı yüksek lisans tezi için çok güzel bir ortamda bulunmanın hazzını yaşıyordu. Nitekim yavaş yavaş soruları ile nineyi konuşturmaya başladı. Nine önce geçici bir ürkeklikten sonra, kendinden emin tavrı ile öyle bir açıldı ki, ağzımız açık kaldı.

 

İlkokula gittiği yıllarda öğrendiği şiirleri bile ortaya getirdi. Hafızasına hayran kaldık.

Köyünde ve çevredeki evlilik, doğum, cenaze, askerlik adetleri ile sosyal ilişkiler ile ilgili anlattıkları hele de yaşanmış bazı olaylar çok enteresan idi.    Bunlardan birisini burada anlatmak isterim.

  

      Yığda karşılığı evlilik

      Orman köylerinde yaşayan halk, yazın ormandan kestiği taze dalları üst üste yığar. Zor geçen kış günlerinde saman ve ot kalmayınca hayvan yiyeceği olarak kullanırlardı. Yığda adı verilen bu hayvan yiyeceği dağlık ve ormanlık bölgelerde yaşayan ve hayvancılık yapan halk için oldukça önemlidir.

      Yıldırım köylerinden birinde adamın biri oğlu için komşusuna dünür gider. Konuşulup görüşülür ve garipdir ki, kızın babası ile yığda karşılığı dünürlük işi bağlanır ve söz kesilir. Kız babası aslında bu işe gönlü olmamasına rağmen biraz da komşuların ısrarı ile razı olmuştur.

      Fakat gel gelelim, bu antlaşmaya rağmen sert geçen kış havası birden değişmeye, yumuşamaya başlar. Karlar eriyip otlar yeşerir ve hayvan yiyeceği sıkıntısı da yaşanmaz. Hayvan sahipleri de sürülerini rahatça otlaklara salarlar.

      Kızını yığda karşılığı vermek üzere anlaşan baba da bu rahatlığı fırsat bilerek kızını vermekten vaz geçer. Bu durumda, iki aile arasında arabuluculuk yapan köy halkı, baskı yapsa da kız babasını bu fikrinden vaz geçiremez.

      Fakat bu baskılardan bunalan kızın babası anlaşılmaz bir tavırla bir gün çifteyi kaptığı gibi kızını vurup öldürür.

 

Güleser nine bunları anlatırken evin damatları da geldiler. Tanışıp sohbete dahil oldular. Biri İlahiyatçı, diğeri astsubay idi.

 

Daha sonra hazırlanan nefis sofraya mecbur oturduk. Reddetmek olmazdı. Şehirde büyüyen bazı yeni yetmeler köylere düğün ve cenaze için geldiklerinde, yemek davetine icap etmiyorlar. Bu daveti reddetmek, köy halkı ve ev sahibi için neredeyse onur kırıcı bir hareket olarak algılanır. Kabul etmek, saygı ve itibarın tescil edilmesidir.


 

Çam sakızı çoban armağanı sofradan kalkınca müsaade isteyip Hambar kaya ve Durali Dede türbesini ziyaret etmek üzere  ayrıldık. Aynı Çırpanlı nine de olduğu gibi kısa sürede oluşan muhabbetten sonra ayrılmak zor oldu. Unutamayacağımız anılar yaşamıştık.

 

Arabamızla Hacılar köyü kıyısından geçip türbeye vardık. Eski viran halinden kurtarılmış, çevresi duvar ile çevrilmiş ve üstü de kiremit ile örtülmüştü. Henüz sıvası yapılmamış idi.

 

Anlatıldığına göre Durali Dede, tahminen Hacı Bayram veli döneminde yaşamış bir Horasan ereni. Çevrede irşad görevini yaptıktan sonra buraya gömülmüş. Bütün Horasan erenleri gibi kabri korumaya alınmış ve türbe yapılmış.

1960 lı yıllara kadar, her sene harman sonu Eylül ayında uzaktan ve yakından gelenlerle dolup taşarmış. Bu günkü anlamda yıllık bir de panayır kurulurmuş. Gelenler de tabii ki, çocukları olmayan veya olup da düşen anneler ve aileler.

Bunlar bir gün önceden gelip Ören ve çevredeki köylerde misafir kalırlar, ertesi günü de Durali Dede türbesi önünde yapılan bir törene katılırlarmış.

 

Yıldırım Örenli öğretmen arkadaşım Adem Korkmaz’ın rahmetli annesi, bizim köylü rahmetli Mustafa Gökmen ve Demircilerli Adil Bakır amcadan dinlediğimize göre bu tören şöyle oluyor.

 

Kadınlar türbe etrafında “El almış” bir kadın tarafından gezdirilir. Önce kollarına bir poşu bağlanır ve türbe etrafında üç defa dolaştırılır. Her tur sonunda görevli kadın tarafından dua ettirilir ve ufak bir tahta tokmakla sırtına (acıtmayacak şekilde) vurulur. Bu işlemden sonra ziyaretçi kadın bir kurban adar ve istediği yerde keser. Bu ziyaret sonunda  doğan çocukların ölmeyip yaşadığı anlatılıyor. Hatta Mustafa Ustanın anlattığına göre çevredeki Durali ve Dede isimli insanların isimleri hep bu tören vesilesi ile verilmiş.”

 

Türbe ziyaretinden sonra dönerken yolda inip, 10 dakikalık bir yürüyüşten sonra o muhteşem görünümlü Hambarkaya’nın yanına geldik. Burası hakkında da bir sürü rivayet var. Fakat her şeye rağmen görülmeye değer devasa bir kaya kütlesi. Uzunluğu 200, yüksekliği ise 50 metre kadar olan kayanın içine girmek hemen hemen mümkün değil. Ön cephesinde bazı delikler görünüyor. Başka bir girişinin olup olmadığı bilinmiyor.

 

Hemen önündeki çeşmenin kaynağı da sanki kayanın içinde gibi. İlçemizin görülmeye değer ender güzelliklerinden biri olan bu kayayı ve Durali Dede’yi ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

 

Bu seferlik gezi notlarımızda Yıldırım Ören köyü ile ilgili aklımızda kalanları bu şekilde özetlemeye çalıştık.

Bu vesile ile sevgili Ören köyü halkına, Güleser nineye, bize rehberlik eden sevgili Erdoğan Korkmaz’a ve tüm çevre halkına sonsuz şükranlarımla.

Selam ve muhabbetle kalın...

 

muz.eker@hotmail.com

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kizilcahamamhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.