Haber Girişi: 04.02.2021 - 22:13, Güncelleme: 04.02.2021 - 22:13

Fikirci Bey yazdı: DAYANIŞIN BAKALIM

 

Fikirci Bey yazdı: DAYANIŞIN BAKALIM

Fikirci Bey, Boğaziçi eylemlerini değerlendirdiği yeni yazısında Biden'ın seçimlerden önce Türkiye hakkında yaptığı açıklamaları hatırlatıyor.
Artık bir Boğaziçi “olayımız” var. Malum çevreler pek severler böyle “bilmem ne direnişimiz”, “bilmem ne tutsaklarına özgürlük” … Mümkünse provokasyonda birkaç kişi de yok yoluna giderse çok sevinirler, çünkü artık bir de yıllarca “kutlayacakları” bir mağduriyetleri olmuştur. Boğaziçi olayı neydi? Yasal da olsa atanan rektörü istemeyenler vardı. Kimler? 15 bin öğrenciden beş veya altı yüz kadarı. Ve tabi kendi mahallelerinden ayrılmaktan ölüm gibi korkan birbirinin peşine takılmış öğretim görevlileri. Daha da komiği bunlara bir de vakıf üniversitelerinden destek geldi, oysa vakıf üniversitelerinin rektörlerinin hiçbiri seçimle gelmez. En makul durumunda Boğaziçi olayı “Rektörümüzü kendimiz seçmek istiyoruzdan” ibaret olabilirdi. Tartışılırdı, belki yaygın destek de bulabilirdi. Ama ne yapıldı? Ortaya birden LGBT bayrakları çıktı. Neden? Ortada bir cinsel ayrımcılık sorunu mu vardı? Yoo… Arkasından, sanat adı altında Müslümanların kutsal değerlerini rencide eden Kâbe’ye şahmeran kondurma eseri çıktı. Neden? Ortada bir dinsel hoşgörü sorunu mu vardı? Yoo… Peki neden bir rektörün atanma sorunu birden cinsel ve inanç özgürlükleri sorunu haline getirildi? Çünkü Batı en çok bu konulara hassastır, bunları hemen anlar, tepki verir. Ayrıca bunlar ABD ve AB’nin Müslümanlarla ilgili ezberlerine de uyar. 80’lerde “festival filmleri” diye dalga geçilen bir Türk filmi türü vardı. Bizim hiç ilgimizi çekmeyen sünnet düğünleri, otantik köylü ritüelleri, yöresel giysiler, mümkünse kadının ezildiği, dayak yediği enstantaneler filmin içine doldurulur, festivale gönderilirdi. İzleyen Alman, Fransız da bunlara bakıp bizim hala ne kadar geri olduğumuza bir kez daha iman eder, birkaç yan ödül verirdi. Bizimkiler de ülkelerini aşağılamanın ödülünü alır pek sevinirlerdi. Bu da öyle. ABD ve AB ne kadar müdahaleci olsa da başka bir ülkede “yasal yoldan rektör atanması” gibi bir konuya burnunu sokmaktan imtina eder. Öyle ise ne yapmak lazım? Konuyu onların anlayacağı dile çevirmek, ona uygun provokasyon hazırlamak lazım. Nitekim sonuç da alındı. Konu LGBT olunca ABD Dışişleri’nin basın sözcüsü, kendisi de eşcinsel olan Ned Price hemen konuya sahip çıktı. Yazılarımda cinsiyetçi söylem kullanmaktan hep kaçındım ama buna “ne dayanışması” deneceğini okuyucunun anlayışına bırakıyorum. Ned Price, “Öğrencilerin ve göstericilerin gözaltına alınmasından endişe duyuyoruz… “Cinsel azınlıklara karşı nefret söylemini şiddetle kınıyoruz” ifadelerini kullandı. Bu açıklamayı duyunca ben biraz da bu Boğaziçi olayını hafife mi alıyorum diye şüphelenmeye başladım. Çünkü gerçekten de bunu yeni bir Gezi’ye çevirmenin hiçbir altyapısı olmadığı gibi, deneyenlerin de ağır bir hüsrana uğrayacakları ortadaydı. Ama ABD ve AB’nin tepkisini görünce, biraz daha ciddiye almaya başladım. Konu rektör değil onu çoktan anladık da bunlar neye güveniyorlar acaba? İşin içine ABD’yi ve AB’yi katınca ne olacak sanıyorlar? Şunu mu diyorlar “E, Biden, hani bizi destekleyeceğine söz vermiştin, biz hazırız, işte sana da güzel bir pas, at gölünü” mü diyorlar? Türkiye’nin o golü yemeyeceğini anlamaları ne kadar sürecek?  
Fikirci Bey, Boğaziçi eylemlerini değerlendirdiği yeni yazısında Biden'ın seçimlerden önce Türkiye hakkında yaptığı açıklamaları hatırlatıyor.

Artık bir Boğaziçi “olayımız” var. Malum çevreler pek severler böyle “bilmem ne direnişimiz”, “bilmem ne tutsaklarına özgürlük” … Mümkünse provokasyonda birkaç kişi de yok yoluna giderse çok sevinirler, çünkü artık bir de yıllarca “kutlayacakları” bir mağduriyetleri olmuştur.

Boğaziçi olayı neydi? Yasal da olsa atanan rektörü istemeyenler vardı. Kimler? 15 bin öğrenciden beş veya altı yüz kadarı. Ve tabi kendi mahallelerinden ayrılmaktan ölüm gibi korkan birbirinin peşine takılmış öğretim görevlileri. Daha da komiği bunlara bir de vakıf üniversitelerinden destek geldi, oysa vakıf üniversitelerinin rektörlerinin hiçbiri seçimle gelmez.

En makul durumunda Boğaziçi olayı “Rektörümüzü kendimiz seçmek istiyoruzdan” ibaret olabilirdi. Tartışılırdı, belki yaygın destek de bulabilirdi.

Ama ne yapıldı? Ortaya birden LGBT bayrakları çıktı. Neden? Ortada bir cinsel ayrımcılık sorunu mu vardı? Yoo…

Arkasından, sanat adı altında Müslümanların kutsal değerlerini rencide eden Kâbe’ye şahmeran kondurma eseri çıktı. Neden? Ortada bir dinsel hoşgörü sorunu mu vardı? Yoo…

Peki neden bir rektörün atanma sorunu birden cinsel ve inanç özgürlükleri sorunu haline getirildi?

Çünkü Batı en çok bu konulara hassastır, bunları hemen anlar, tepki verir. Ayrıca bunlar ABD ve AB’nin Müslümanlarla ilgili ezberlerine de uyar.

80’lerde “festival filmleri” diye dalga geçilen bir Türk filmi türü vardı. Bizim hiç ilgimizi çekmeyen sünnet düğünleri, otantik köylü ritüelleri, yöresel giysiler, mümkünse kadının ezildiği, dayak yediği enstantaneler filmin içine doldurulur, festivale gönderilirdi. İzleyen Alman, Fransız da bunlara bakıp bizim hala ne kadar geri olduğumuza bir kez daha iman eder, birkaç yan ödül verirdi. Bizimkiler de ülkelerini aşağılamanın ödülünü alır pek sevinirlerdi.

Bu da öyle.

ABD ve AB ne kadar müdahaleci olsa da başka bir ülkede “yasal yoldan rektör atanması” gibi bir konuya burnunu sokmaktan imtina eder. Öyle ise ne yapmak lazım? Konuyu onların anlayacağı dile çevirmek, ona uygun provokasyon hazırlamak lazım.

Nitekim sonuç da alındı. Konu LGBT olunca ABD Dışişleri’nin basın sözcüsü, kendisi de eşcinsel olan Ned Price hemen konuya sahip çıktı.

Yazılarımda cinsiyetçi söylem kullanmaktan hep kaçındım ama buna “ne dayanışması” deneceğini okuyucunun anlayışına bırakıyorum.

Ned Price, “Öğrencilerin ve göstericilerin gözaltına alınmasından endişe duyuyoruz… “Cinsel azınlıklara karşı nefret söylemini şiddetle kınıyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu açıklamayı duyunca ben biraz da bu Boğaziçi olayını hafife mi alıyorum diye şüphelenmeye başladım. Çünkü gerçekten de bunu yeni bir Gezi’ye çevirmenin hiçbir altyapısı olmadığı gibi, deneyenlerin de ağır bir hüsrana uğrayacakları ortadaydı. Ama ABD ve AB’nin tepkisini görünce, biraz daha ciddiye almaya başladım.

Konu rektör değil onu çoktan anladık da bunlar neye güveniyorlar acaba? İşin içine ABD’yi ve AB’yi katınca ne olacak sanıyorlar?

Şunu mu diyorlar “E, Biden, hani bizi destekleyeceğine söz vermiştin, biz hazırız, işte sana da güzel bir pas, at gölünü” mü diyorlar?

Türkiye’nin o golü yemeyeceğini anlamaları ne kadar sürecek?

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kizilcahamamhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.