Yazı başka kışı bir başka güzel

Emekli olup da, çevreye olan merakımdan dolayı keşif ve öğrenme gezilerine başladığımda, ilçeye bu kadar yakınlıkta ve bu kadar güzellikte bir yer bulunabileceğini doğrusu tahmin edemezdim.

 

Sanıyorum 2002 yılı içinde idi, bir arkadaş meclisinde söz konusu olmuş, oldukça övücü sözlerle bahsedilmiş ve bende aşırı bir merak uyanmış idi. Bu yüzden Gökdere’ yi görmek fırsat kollamaya başladım.

 

Önce bir arkadaş ile görmek amacı ile kısa bir gezi yapınca söylenenlerin doğruluğuna hak verdim.

 

Genelde doğu-batı doğrultusunda uzanan dar bir vadi. Kuzey yamaçları Aluç Dağı’ nın yüksek uzantıları ile çevrili vadinin güney yamacı ise Kızılcaören köyü girişinden başlayıp alçaktan yükseğe doğru bir tepe silsilesi ile kuşatılmış durumda. Çengeller mahallesinden sonra Soğuksu Milli Parkı’ nın sınırını teşkil eden, ayı ve akbaba bölgesi olarak bilinen tepeler mevcut.

 

O yıldan beri gerek ferdi gerek ailece ve gerekse de arkadaş çevremiz ile sayısız gezi yapmış olmamıza rağmen tam olarak bir tatmin duygusu yaşamış değilim.

 

2004 yılında rahmetli Ahmet Erdoğan’ ın Javsu eteğindeki tavuk çiftliğini ziyarete geldiğimizde, kendisi bizi Kışla denilen fındık ağaçlarının yoğun olarak görüldüğü çok harika bir bölgeye getirmişti. Burada ayrıca, Milli Park-Çamlıdere yayla yolu kavşağındaki bir tepecikte bulunan Roma devri kaya mezarı da o zaman keşfetmiştik.

 

Bu izlenimlerden sonra son gezimizi 31.05.2008 Cumartesi günü arkadaşım Hüseyin Gazi bey ile gerçekleştirdik. Kendisi de tam bir doğa hayranı dostum ile yaya olarak Kemalpaşa (Ahiler) mahallesi mezarlığı yolu ile önce Gökdere’ nin kuşbakışı görülebilecek yer olan Pınarcık mevkiine geldik. Burada bir parça dinlenip, eskiden kullanılan bir yol ile dereye inmeye başladık.

 

Hüseyin beyin teklifi ile yolu terk edip orman içinden derenin üst kısımlarına inmeyi hedefledik. Burada kendisinin mantar bilgisini öğrendim. Bizim genel olarak köpek mantarı olarak bildiğimiz üst kısmı sarı olan mantarların taze olanlarını toplamaya başladı. Dahası, bunların yenebileceğini söylüyordu. Hayretime karşılık, toplamada ona yardımcı oldum.

 

Gökdere’ de vadi tabanında yoğun olarak sebze ve meyve tarımı yapılıyor. Bunun için gerekli su fazlası ile mevcut. Vadi tabanında yürürken aşağı yukarı her 200 metrede bir gürül gürül akan bir çeşmeye rastlamak mümkün.

 

Ayrıca oldukça yukarı kısımdan ark ile vadinin her tarafına su göndermek mümkün oluyor. İşte dereye inerken rastladığımız ve dereden 20 metre yüksekteki su arkı bunun bir örneği. Ne kadar merak etsek de, suyun arka verildiği yeri göremedik.

 

Arktan dereye bakarken bir sürpriz ile karşılaşıyoruz. Kızılcahamam (İlköğretim) öğrenci izci ekipleri aşağı dere kenarındalar. Geçen sene yaşadığımız “Ateş Gecesi” ni hatırlıyorum gayri ihtiyari.

 

Kızılcaören köyü ilkokul binası epey bir zamandır, izcilerin kamp yeri olarak kullanılıyor. Çok da güzel bir konumda olan okulda öğrenciler epey beceri kazanıyorlar.

 

Dere tabanına inince yanlarına gidip merhabalaşıyoruz. Ekip öğretmenleri Mustafa Ünal, Mehmet Gürsoy ve bu sene katılan Hacı Ünal refakat ve gözetiminde dere kenarında eğleniyorlar, çevreyi keşfediyorlar. Öğrenciler oldukça keyifli görünüyorlar. Sanıyorum unutamayacakları anılar yaşayarak dönecekler. Birkaç poz fotoğraf çekip akşama kampta görüşmek üzere vedalaşıyoruz.

 

Niyetimiz Kışla’ ya kadar gitmek ama başlayan yorgunluk alametleri ile fındık ağaçlarının başladığı bölgede gölge ve çeşme başı bir yer bulup oturuyoruz.

 

Buz gibi çeşme suyu ile el yüz yıkadıktan sonra çevreyi şöyle bir inceliyoruz. Burası Karaakbaba belgeseli çekilen yerin alt eteği. 10 dakika önce havada gördüğümüz büyükçe kuş da karaakbaba olmalı. Karşımızda yüksek kayalıklar var. Oturduğumuz yerde de kazılmış yerler merakımı celbetti. Gidip incelediğimizde, define avcıları tarafından kazılmış bir taş öbeği olduğunu fark ediyoruz.

 

İnsanımızın doğayı nasıl hoyratça tahrip ettiği ve hazırcı olduğunun çarpıcı bir örneği. Emek çekmeden, ter dökmeden para kazanıp köşe dönmecilik toplumumuzu nasıl da bürümüş.

 

İkindi vakti kıldığımız namazdan sonra topladığımız çalı çırpı ile ateş yaktık. Hüseyin bey, ateş ve yemek hazırlamada oldukça mahir.  Sucuk şiş ve yeşillik söğüşten ibaret mütevazi yemeğimizi yediğimiz zaman yorgunluğumuz daha da belirginleşti. Çevredeki bülbül seslerinin, alçalan güneş ile oluşturduğu romantik hava şiir yazmaya birebir idi. Çöken ağırlık ile uykunun cazibesine kapıldık ama vakit müsait değildi. Onun için toparlanıp çevreyi temizledik ve ateşi iyice söndürdükten sonra yola koyulduk.

 

Çevrede bahçelerde çalışan, gezen ve piknik yapan insanlar var. Çengeller mahallesi yakınlarında bizi arabasına alan emekli arkadaş, Gökdere yolunun darlığından şikayet etti. Söylediğine göre muhtara söylemesine rağmen şu cevabı almış:

 

-Ne genişletmesi, daha elimden gelse yolu daraltacağım!

 

Sebebini öğrendiğimizde hak vermeden edemedik. Buraya piknik için gelen insanımız, maalesef atıklarını olduğu gibi bırakıp gidiyorlar ve dolayısıyla oldukça yoğun bir çevre kirliliği meydana getiriyorlar. Ne kadar sorumsuzca bir davranış.

 

Ayrıca son yıllarda görülen böğürtlen toplama meşgalesi sırasında da bahçelerdeki meyvelere dadanan sorumsuzlar, oldukça zarar veriyorlar.

 

Bu kaba davranışa, siz olsanız razı olur musunuz? Birisi gelip sizin bağınıza bahçenize aynı zararı verse ne yaparsınız?

 

Bu konulardaki sohbetimiz izci kampına gelince sona erdi. Bu akşam ateş gecesi var. Meydanda yığılan odun kütükleri ile hazırlıklar göze çarpıyor. Öğrenciler akşamki programın provası ile meşguller. Akşamki programa aileleri de davetliler. Gelip çocuklarının iki gün geçirdikleri mekanı ve yapacakları gösteriyi izleyecekler.

 

Çevremizde oluşturulan çevre yumağı sırasında tatlı ve kısa bir sohbet ortamı yaşadık.

 

Kızılcaören ilkokulu, uzunca bir süre öğrenme güçlüğü içindeki öğrenciler için kullanıldıktan sonra izci kampı olarak tahsis edilmiş ama sadece bina olarak. Yatak ve dolapları Endüstri Meslek lisemizin gayretleri ile temin edilmiş. Ayrıca öğrenciler burada geçirdikleri iki gece boyunca yemek ihtiyaçlarını kendileri karşılıyor. Toplanan paraları öğretmenleri yemek vs. masrafları için kullanıyor.

 

Ama doğrusu değiyor. Kendi başına ferdi ve grup içinde yaşama, çevreyi keşfedip tanıma ve koruma, sorumluluk alma ve yerine getirme gibi çok gerekli donanımlarla ilgili oldukça önemli tecrübeler ediniyorlar. Burası onlar için bir keyif mekanı.

 

Saat 18:30 da vedalaşıp ayrılıyoruz. Bu sırada aileler de gelmeye başlıyorlar. Kızılcaören ile ilçe arası bir saatlik yolu da yaya kat ederek ilçeye geldiğimizde kelimenin tam anlamı ile pestilimiz çıkıyor. Batıl inancım yoktur ama, bu tür zamanlarda pek araca tesadüf etmem.

 

Size sözüm şudur ki, çok zengin ve renkli bir doğa içinde yaşıyoruz. Ancak bunun pek farkında değiliz ve maalesef kıymetini de bilmiyoruz. Bize sunulan sonsuz nimetleri kullanma konusunda hassas davrandığımız söylenemez. Piknik yapıp gezdiğimiz yerleri kirli bırakmak, oralara bir şekilde zarar vermek insan sıfatı ile bağdaşmıyor.

 

Arda kalan poşet ve plastik ürün atıkların yüzyıllar boyunca doğada kaldığını biliyor muyuz ?

 

Unutacağımız bir ateşin yüzyıllar boyunca meydana gelen orman zenginliğimizi bir anda söndürüp kül edebileceğini biliyor muyuz?

 

Başka insanların binbir emek ve zahmet çekerek, nafakasını kazanmak üzere yetiştirdiği her türlü ürünü, hem de rızaları olmadan almanın ne anlam taşıdığını biliyor muyuz?

 

Bu sorulara cevap arayalım, kendimizi sorgulayalım ve bize cömertce kucağını açan doğamızı incitmeden kullanalım.

 

Sağlık ve yeşilliklerle dolu bir hayat dileğimle…

 

Muzaffer Eker

01.06.2008