Köyleri Tanıyalım da Bu Hafta Pazar Köyünü Tanıtıyoruz

Kızılcahamam Haber köy tanıtımlarına devam ediyor, bu hafta tanıtacağımız köyümüz ilçemizin en eski ve en büyük köylerinden Pazar köyü.

Pazar Kızılcahamam’a bağlı bir köydür. Sosyal ve kültürel açıdan. Kurtboğazı Barajına 3 km, Kızılcahamam’a 24 km, Ankara’ya ise 65 km uzaklıktadır. Pazar Orta Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Sakarya bölümünde, Ankara’nın Kızılcahamam ilçesine bağlı bir bucak merkezi idi. İdari açıdan 13 köyün bağlı bulunduğu Pazar Bucağında Jandarma Karakolu, Sağlık Ocağı ve Ortaokul bulunmaktaydı. 2011 yılında köyde bulunan Ortaokul kapatılarak Akdoğan köyüne taşındı. 2012 yılında ise Jandarma Karakolu ve Sağlık Ocağı kapatılarak ilçe merkezine taşındı.

Köyün Muhtarlığı 1994 yılından günümüze kadar Alaattin TÜT tarafından 25 yıldır yürütülmektedir. Köyün en önemli yemeği Kapama ve Höşmerim tatlısıdır. Bunları köyde Fethiye Tüt teyzemiz yaptığında tadına doyum olmaz.

Tarihçesi

Hititler başta olmak üzere birçok Anadolu medeniyetinin önemli yerleşim birimlerinden biri olmuştur. Selçuklu döneminde çıkan iç çatışmalar esnasında köyün demografik yapısı tamamen değişmiştir. Bu tarihten itibaren bölgeye yoğun olarak Çiğil Türkleri yerleşmişlerdir. "Çıtak" ya da "çiti ak" yani beyaz çitli sözü Çiğil Türklerinden kaynaklanmaktadır. Çiğil Türkleri, Ankara Savaşı esnasında Timur'un otağında dikili duran Çiğil tuğlarını görünce, birçok oğuz boyu ile birlikte savaş esnasında Timur'un ordusuna katılmıştır. Daha sonra yaşanan fetret döneminde Timur'un desteğini alan bu Türkmenler bölgeyi büyük bir ticaret merkezi haline getirmişlerdir. Bölgede kurulan pazara uzak yerleşim bölgelerinden tüccarlar gelmişlerdir. Bu dönemde bölgeye Kıpçak yerleşimlerinin başladığı görülmektedir. Sarışın yeşil gözlü bu Türkmenler, kuzeydeki boy ve aşiret çatışmalarından uzaklaşmak ve kendilerine yeni meralar bulmak amacıyla bölgeye yerleşmişlerdir. 

İlçe Merkezinin Kızılcahamam’a taşınma hikâyesi

  İlçe merkezinin 1915 yılında bugünkü Kızılcahamam’a nakli ile ilgili olarak bazı rivayet ve belgeler var. Kamuoyunda yaygın bir görüşe göre Çataklı Hacı Hasan Ağa bölgede hatırı sayılır ve sevilen biridir. Her hafta Çorba pazarına geldiğinde çocuklar karşılamak için önüne çıkar. O’da önüne ilk gelen çocuğa bağlaması için atını verir ve hepsine de bahşiş dağıtır.

       Pazarda da bütün esnaf ve çevre köylerin halkı kendisine büyük saygı gösterir. Bunu çekemeyen eşraftan Hamdi Ağa çocukları toplayarak onlara para dağıtır, Hacı Hasan Ağa’yı artık karşılamamalarını, her hafta kendilerine para vereceğini ve pazara gelip giderken O’nu yuhalayıp arkasından teneke çalmalarını söyler. Çocuklar da Hamdi Ağa’nın dediklerini yaparak, Hacı Hasan Ağa’yı rencide ederler. Haysiyeti zedelenen Hacı Hasan Ağa, bir pazar dönüşü, gene yuhalanınca, köyün hemen dışında atının üstünde geri dönerek:

      -Hamdi Ağa ! oturduğunuz bu yerleri viran ettirmezsem bana da Hacı Hasan Ağa demesinler ! diye seslenir.

      Köyüne dönünce de hazırladığı hediyelerle İstanbul’a gider. Orada tanıştığı saray marangozunun yardımı ile Dâhiliye Nazırı’ (İçişleri Bakanı) nın huzuruna çıkıp durumu anlatır ve ilçe merkezinin Çorba’dan naklini talep eder.

      Fakat bu günlerde ilçe merkezinin Kızılcahamam’a taşınmasına sebep olan asıl olay yaşanır. Hamdi Ağa iki evlidir ve zengin ve köklü ailelerinden birinin kızı ile yaptığı ikinci evliliği ile daha da güçlenir. I.Dünya savaşının başladığı günlerde beklenen olay vukû bulur. Eşrâf hanımlarının yaptığı mutâd günlerden birine biraz geç gelen Hamdi Ağa’nın eşlerinden Çakır Pehlivan’ın kızı Şerife Hanım, Kaymakamın eşinin ayağa kalkmaması ve kendisi ile ilgilenmemesine üstelik diğer hanımların bu duruma gizlice gülmelerine oldukça içerler ve durumu kocasına bildirir. O günlerde nüfuz husûmeti sebebiyle zaten arası açık olan Hamdi Ağa, sokak ortasında kaymakama çatar ve tokatlar. Ağa’nın hışmından korkan köy halkı ve resmî görevliler  müdâhele edemezler. Çünkü, İttihat ve Terakki Partisi iktidardadır ve Hamdi Ağa’nın küçük kardeşi Dr.Mehmet Fahri Bey etkili bir İttihatçıdır. Üstelik bu yıllarda Osmanlı’da otoritenin iyice azaldığı yıllardır.

       Bu durum karşısında küçük düşen kaymakam ise atına binip ilçeyi terkeder ve Kızılcahamam’a gelir. Burada bir hana yerleşir. Ardından görevliler de gelirler ve ilçe fiîlen Kızılcahamam’a taşınmış olur. (1914) İlçemiz o zaman, yaz aylarında kaplıca tedâvisi için gelenlerin kaldığı 60 odalı bir han ve bir hamamdan ibarettir.

      Olaydan haberdar olan Ankara Valiliği ve İstanbul hükümeti ise duruma yasal yönden müdâhele ederek, adetâ Şorba’yı cezalandırır.Ankara Valiliği’nden İçişleri Bakanlığı’na yazılan 18.Ocak.1914 tarihli bir yazı ile “Yabanâbad’ın ilçe merkezi olan Çorba Kazası’nın, köylere uzak olması, Kızılcahamam’ın ise merkezi bir konumda olması ve şifâlı suları ile ileride daha da gelişebilecek bir yerleşim yeri olduğu” ndan bahisle buranın ilçe merkezi olması teklif edilir.

        Ancak bu talep İçişleri Bakanlığınca, İl Daimi Encümeni kararı eksik olduğu için kabul edilmeyip geri gönderilir. Bunun üzerine aynı işlemler yenilenip uygun bir şekilde düzenlenerek İç İşleri Bakanlığına   yeni bir teklif yapılır. Bu yeni teklifte önceki yazılanlara ilaveten; ” Kızılcahamam ve civarında bulunan Sey Hamamı ile Vişi (Maden) suyunun kasabaya çok büyük bir ticaret kaynağı olacağı,  yakında pek büyük bir kasaba haline geleceği, civardaki çeltik tarımının sağlık bakımından sakınca teşkil etmesine rağmen bunun kısa bir çalışma ile ortadan kalkabileceği ve ayrıca ilçe merkezinde gerekli resmi binaların halk tarafından ücretsiz yaptırılabileceğine dair halktan alınan taahhütnamelerin de ekli olduğu “ belirtilerek, yeni ilçe merkezinin Kızılcahamam’ a taşınmasının uygun olduğu bir kere daha teklif edilir.  Bu teklif üzerine Kızılcahamam kanunen  ilçe merkezi olur. Yazışmalar 1914 içinde olur. Ancak Kızılcahamam’ın resmen merkez olması, o günkü şartlarda yazıların geç ulaşması sonunda 1915 Kasım ayına kadar uzar.