Vefa İstanbul’da Bir Semt, Beka Lübnan'da Bir Vadi Adı Mıdır
Av.Murat SUCU
[email protected]
.

VEFA İSTANBUL’DA BİR SEMT, BEKA LÜBNAN'DA BİR VADİ ADI MIDIR?

“BELEDİYEYLE BEKANIN HİÇ ALÂKASI YOK” DİYENİN, BEKA DERDİ OLMAYANIN TÜRKLÜKLE ALÂKASI VAR MIDIR? (1)

Aslında bu topa girmeyecektim. “Süleyman Bey dostuma arkadaşlık vazifesini “Hanginiz Süleyman?” diye sorarak yaptım” deyip gündelik siyaset ipinde canbazlık yapmayacaktım. Ama Türk olduğum için (yerele girmeden) Beka'ya dalmadan duramadım.

Siyasetin bir kanadı diyor ki: Türkiye'nin beka meselesi vardır. Bu seçimi kazanmak beka meselesidir. Beka için biz kazanmalıyız.

Siyasetin diğer kanadı da diyor ki: Beka ile belediyenin ne alakası var canım? Bu seçim hizmet seçimidir. Biz bekaya değil hizmete talibiz. Hizmet için biz kazanmalıyız.

Ben de bu ikinci tarafa şaşıyorum. Bu kadar siyaset bilmezlik beni pes ettirecek de bilmeyen ben değilim ki niye ben pes edeyim?

Yani şu ikinciler, hiç olmazsa siyaseten dilinin ucuynan dese ki: Evet Türkiye'nin Beka problemi var. Bu problemin sorumlusu 17 senelik iktidardır müttefiki de buna ortak olmuştur. BEKANIN da halka hizmetin de çaresi biziz.

Böyle deseler benim de bu bahaneynen rahatlamak için kendime telkinim biraz daha güçlenecek. Ama yok, diyemiyorlar. Diyememelerinin sebebi hikmeti konusunda akıl yürütmek, kalem oynatmak mümkün, ama lüzumsuz spekülasyon olur.

Bu yazıyı yazma sebebimiz Beka meselesine dair saksı faaliyetidir.

Bir şeyleri yazarken, anlaşılabilirliği sağlamak için bir alt yapıyı gözetmek zor oluyor. Alt yapıyı sağlamak için parantezler dipnotlar böyle köşelere sığmıyor. Kitap yazmaya da bizim nefesimiz yetmiyor.

Beka meselesinin küresel meseleler ve Türkiye'ye yansımasından kaynaklanan bir boyutu da var. 2. Dünya savaşından sonra bir soğuk savaş dönemi yaşandı. Çocuktuk, genç olduk “SSCB yenildi, soğuk savaş bitti” dediler. Amerika “Tarihin Sonu” dedi, Yeni Dünya Düzeni dediler, tek kutuplu hayaller kurup, Medeniyetler Savaşından bahsettiler.. (80 öncesi ülkücü videoları seyrediyorum. Ülkücü abilerimiz, Türkiye'nin Sovyet Peyki (uydusu) olmaktan, Afganistan olmaktan verdikleri mücadele sayesinde kurtulduğunu söylüyorlar. Kendilerine görünen ve özellikle gösterilen şartlar altında haklı olabilirler. Sadece bu kadar. O şartlar altında Türkiye'nin dünyanın hangi kutbunun hükümranlık alanında kalacağı Türkiye'nin gençlerinin gayretine bırakılmayacak bir karardır.)

Meseleler çok boyutludur, oluş’da birçok faktör etkendir. Hayat deveran eder, hayat harekettir. Bir perspektife göre, 1917 Rus Devrimi ile Rusya ve Doğu Hıristiyanlığı ve hükümran olduğu Müslüman Türk tebaa ideolojik bir cendereye sokuldu. 2. Dünya savaşından sonra da bu ideolojik cendere ta ki dayanılmaz oluncaya kadar devam etti. Küresel Sistemik Kapitalist mekanizmanın ihtiyaçları ile Sosyalist Bloğun mecburiyetleri bir noktadan sonra aradaki kontrollü duvarların yıkılmasına vardı. Evet, bir yönüyle SSCB yenildi ama bir yönüyle de içine sıkıştırıldığı ideolojik deli gömleğinden kurtuldu.

Rusya ve Ruslar Ekim devrimiyle dünya (Kapitalist Düzlemde deveran eden) devletler ve milletler liginin dışına çıktılar, çıkarıldılar. Bu Kapitalist Sistemin üst katmanları için kötünün iyisiydi, Sistemik ihtiyaçlara cevap veriyor, sistemin hayatiyetini de tehdit etmiyordu. Kapitalist Merkezin dışındaki çevre ülke insanları için de bir ütopyadan öteye geçemedi. Sosyalist tecrübe, Doğunun Kültürel olarak Batılılaşması için bir araç, Kapitalizme hazırlanması için bir saklama kabı, bir nadas odası, bir turşu küfesi olmaktan öteye geçemedi.

Soğuk Savaş bitince Rusya ve Ruslar dünya siyasetine yeniden döndü. Amerikalıların 1990’lar boyunca yaptığı Tarihin Sonu propagandası bir safsataydı, hem kendi halkları hem de bütün insanlar için sunulmuş bir afyon, aldatmaca.  Aslında olan Dünya Siyasetinin yeniden başlamasıydı. Elbette Rusya çok şey kaybetti, ama 70 senelik yalıtımın, bu kadar sene deli gömleği giymiş olmanın elbette bir bedeli olacaktı.

Nihayetinde 90’lı yıllar dünya çapında, (insanların zihninde) şaşkın bir mola olarak geçti, Amerika “Güç Bende Artık” diyor, diğerleri de “En büyük sensin” diyordu. Yıllarca Küreselleşmenin dibini bulabileceğini propaganda etti kıt akıllı dünyaperestler. Ama küreselleşme şişede durduğu gibi durmuyor. “Bana bir şey olmaz, ben şerbetliyim” diyen Amerika bile gelinen aşamada sağa sola ceza kesmeye, küresel para-mal-hizmet-insan akışından şikâyet etmeye başladı. Bazı şapşal enteldantel kılıklılar, Davos’ta görüp de hayrette kalmışlar. Dediler ki: “Komünist Çin Küreselci olmuş, Kapitalist Amerika Anti Küreselci. Şaşkınız.”

2000’li yıllarla birlikte dünya siyaseti yeniden canlandı. “Tarihin Sonu” değil, “Tarihin Dönüşü”ydü yaşanan, yaşanacak olan. Siyaset dediysek ekonomi-jeo-teo-politikten bahsediyoruz. Kapitalist mekanizma içinde bir ekonomi-jeo-teo-politik bu. Kapitalizmin imkânları içinde cereyan eden ve arızaları ve hastalıklarıyla malul bir tarzı siyaset.

Bu işin sonunun bir savaşa varması mümkün. Nükleer silahların varlığı küresel bir savaşı beklenilmez kılıyor. Ama ben, bu Gâvurların bu kadar korkunç silahlarla nasıl bir savaş olacağını ve ne gibi bir sonuç ortaya çıkacağını görmek isteyeceklerini sanıyorum.

Şimdilik Özel Kuvvetler, Askerî Şirketler, Resmi ve Özel İstihbarat örgütleri ve bunlarla bağlantılı Terör Örgütleri üzerinden bir takım bölgesel ayarlamalar yapılıyor. İslâm Dünyası özelinde bu ayarlamaların öncelikli amacı mıntıka temizliği, parsa paylaşımı, zor zamanlarda fırsat bulabilecek kazanç dirayet potansiyelini tasfiye, vs. vs. Bir noktadan sonra bu ayarlamalar tamamlanacak veya bir fitili tutuşturacak veya yetersiz kalacak.

Batı Kökenli Kapitalist medeniyetin insanlığı getirdiği bir yer var. Onların bir hayali, İnsanın bir macerası, Allah’ın bir hesabı var. Allah var neler var.

Yani Arkadaşım, işler iyice karışık.

Bir kere kapitalizm durmadan köpük üretiyor. Renkli, Janjanlı, Aldatıcı, Uyuşturucu, Çürütücü, Yapışkan ve fevkalade Zehirli bir köpük bu. Dönemsel, çevrimsel, krizlerle bu köpüğün bir kısmı temizleniyor. Ama daha çok dışsallaştırılıyor, gözlerden uzaklaştırılıyor. Bir aşamadan sonra bu zehirli köpük miktarının savaşsız temizlenemeyecek, tolere edilemeyecek, gözlerden saklanamayacak seviyeye ulaşması kaçınılmaz. (Bu küresel problemlerin, çatışma ihtimalinin sadece dünyada işleyen ekonomik mekanizma ile ilgili tarafı, meselenin demografik, tarihi altyapı ve birikimden, teolojik beklenti ve hayallerden, insan hırs ve anlam dünyasından vs. kaynaklanan başka bir sürü tarafı var.)

Türkiye’nin son 3-5 senedir nispeten bağımsız bir siyaset izliyormuş gibi görünen hali, Dünyanın bu siyasî ahval ve şeraitinin sunduğu bir imkân, zorladığı bir mecburiyet, sürüklediği bir tuzak.

İşte böylesine bir küresel gündemde, yerel seçime gidiyoruz.

Yani Arkadaşım “Beka bunun neresinde?” deme, dayanamam, duramam, seni ya hain bilirim yahut da salak. Biraz Aydınlan. Fikret, Titre ve Kendine Dön. 23.02.2018

25-02-2019 23:16
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

ANKET

YENİ HUKÜMETİ HANGİ PARTİLER KURMALI

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın