Vefa İstanbul’da Bir Semt, Beka Lübnan'da Bir Vadi Adı Mıdır 2
Av.Murat SUCU
[email protected]
.

VEFA İSTANBUL’DA BİR SEMT, BEKA LÜBNAN'DA BİR VADİ ADI MIDIR?

“BELDİYEYLE BEKANIN HİÇ ALÂKASI YOK” DİYENİN, BEKA DERDİ OLMAYANIN TÜRKLÜKLE ALÂKASI VAR MIDIR? (2.)

Önceki yazıyı okuyanlar “Dünya Siyasetinin ahval ve şeraitinin ne alakası var kardeşim Belediye seçimleriyle” demiş olabilir. İzah edelim:

Birinci Paylaşım Savaşı olarak da tesmiye edilen 1. Dünya Savaşı’nda, biz Türkiye olarak savaşa girdik. Bu bir tercih değil kaçınılmaz bir mecburiyeti. Taktik adımlarda hata olabilir ama stratejik açıdan bir hata söz konusu değil. Çünkü savaşın sonunda paylaşılacak ganimet bizatihi bizim topraklarımızdı. Biz Türkler İstiklal savaşı ile bu paylaşımdan (Hatay hariç) bugünkü topraklarımızı kurtarabildik. Ama ne pahasına: Sınırlarımız dâhilindeki kendi problemlerimizi çözebilmek, hastalıklarımızı tedavi edebilmek, nicelik ve nitelik olarak ekonomik, kültürel her açıdan güçlenmek ve bunları yaparken kendimiz, kendi imkânlarımızla yapabilmek için bütün tarihi yük, iddia, sorumluluk ve haklardan vazgeçmek pahasına. 2. Dünya savaşına girmemizi gerektiren hiç bir iddiamız yoktu. Bile isteye girilecek bir oyun değildi yaşanan. Savaşan taraflar da Türkiye'yi bedeli olacak bir emri vaki ile karşı karşıya bırakamadılar. Bütün savaş boyunca askerlik çağında olanların tamamı silahaltındaydı. Dedelerimiz 4-5-6 sene askerlik yaptılar. Bütün ekonomi orduya tahsis edilmişti. Almanlar sınırımıza ulaştığı zaman nefesler tutuldu.

Barbarossa Harekâtının başladığı gece 2 lider uykudan uyandırıldı. Uyanan Stalin şaşırıp kaldı, aylarca sürdü şaşkınlığı, suskunluğu. Almanlar Moskova'ya gelince çıkabildi odasından. Uyandırılan İsmet Paşa, söyleneni anlayınca, gülmeye başladı, sabaha kadar sürdü kahkahaları.

İkinci Dünya Savaşı’nda bütün Kuzey Afrika, Etiyopya, Somali, bütün Pasifik ve Güney Doğu Asya savaş alanıydı. İran SSCB'ni teçhiz edip besleyebilmek için Kapitalist ve Komünistler tarafından işgal edildi. Suriye’de bile Fransızlar birbiriyle çatıştı. Ama biz Gâvurların Savaşı’nda savaş alanı olmaktan kendimizi koruyabildik. Kimse bizi savaşa sokmaya mecbur kalmadı. Tarafların hiç biriyle, savaş başladığında ve devam ederken, defacto, kendiliğinden savaşta olduğumuzu var saydıracak bir ilişki yoğunluğumuz yoktu. Kimse Lozan’la kısmen, bir ölçüde hal yoluma sokulan Türkiye defterini yeniden açmak istemedi. Bizde ne ada, ne Kerkük, ne Halep, ne Selanik sevdasına kapılmadık.

Savaş Bitti.Savaş bitip kan seli çekilince Sovyetler “Biz burada kan banyosu yaparken, sen niçin bir kalbur zeytinyağlı sabun alıp gelmedin” dediler. Amerikalılar “Valla ben İngiliz, Avrupa, Lozan, Anayasa anlamam, kötü bir şey de yapmayacağım, ya kucağıma oturursun yahut başının çaresine bakarsın” dediler. Atom Bombası patlamıştı. İşte o zamandan taa 90’lara, bu zamanlara kadar Kapitalist Dünyanın, Şirketlerin örgütlerin nüfuz etmeye, silahsız, sokak sokak ele geçirmeye çalıştığı bir Türkiye'de yaşıyoruz. Bloklar arası savaş da savaş meydanı olmamızın planları gerçekleşmedi. Ama Kapitalist devletlerin, şirketlerin kendi aralarındaki itiş kakış alanı olmaktan korunamadık.

Tarih Döndü. Soğuk denilen Savaş da Bitti. Küresel ilişkilerin geldiği aşama, Osmanlı Coğrafyasında 1. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşturulan statükonun, hali hazır mevcut durumun devamına müsaade etmiyor. (Esasen imkân, ihtiyaç ve heveslerin değişmesi kaçınılmaz. Devlet ve Milletlerin anlamlı ve hakiki kimlikler olarak devam edebildiği bir dünyada, ilanihaye değişmez statülerin oluşması mümkün değil. Kapitalist medeniyetin doğal deklare edilmiş hedefi ise zaten, Devlet- Millet kimliklerinin anlamını ve hakikiliğini yok etmek.)

Biz İstiklal Savaşında vatanımızın gücümüzün yettiği kadarını kurtarabildik. Düşman da gücünün yettiği kadarını bizden alabildi. Bizim eski kudretli günlerimizi özlememiz ne kadar doğalsa, düşman tarafın da bizim yok olduğumuz günleri arzulaması o kadar doğal. Biz Büyük Yunanistan, Büyük Ermenistan, Pontus, Kürdistan olmaması pahasına Türkiye olduk. Ortadoğu’da eski defterlerin açılması halinde, bu durumun bizi etkilemeyeceğini beklemek safdillik olur. Etkilediğini görüyoruz, yaşıyoruz. Biz Kapitalist merkezlerin gözünde temizlenmesi gereken mıntıka, budanması gereken çalı, güçlenmesi istenmeyen potansiyeliz. Açıktan topraklarımıza yönelik, resmi, cepheden bir saldırı yok gibi. Şimdilik. Ama MAVİ Vatan’daki haklarımız konusunda diş göstermemiz gerekiyor. Atlantikçi Kapitalist Gücün Ortadoğu devletlerini tasfiye edip, insanlarını katledip, topraklarını parçalama operasyonunda sıranın bize de gelmesi kaçınılmaz.

Eskiden böyle ihtimalleri gündeme getirenlere komplocu der geçerlerdi.

Şimdi herkes küresel çatışma ihtimalinden bahsediyor. Türkiye’nin başına örülen çorapları, içinde bulunduğumuz tehlikeli ortamı görmemek için de ya hain yahut da salak olmak gerekir. 25.02.2018  

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

ANKET

YENİ HUKÜMETİ HANGİ PARTİLER KURMALI

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın