SEFERBERLİK BELEDİYESİ (1.)
Av.Murat SUCU
[email protected]
.

Yanılmadığım da oluyor. Mesela Coşkun Başkanın başkan seçildiği dönem, seçilmeden önce “Coşkun Başkan Belediye Başkanı seçilecektir” başlıklı bir yazım Soğuksuhaber’de yayınlanmıştı. O kadar ki Coşkun Başkanım bile telefon edip teşekkür etme nezaketini göstermişti.

Ama bu seçimde “Coşkun Başkan zor zamanlar başkanı değil” gibi bir peşin yargıyı yazarak iddia ettim. Acaba bu konuda da yanıldım mı? Coşkun Bey belki bu yazıma da kırılmıştır. Bilmiyorum. Ama ne yapabilirdim ki? Süleyman Bey benim arkadaşım, Coşkun Bey Dayımın arkadaşı. Rakibi arkadaşlarımın dayısı olsa, “buyur belediye senin” diyelim, ama “önce can, sonra canan” dedikse herhalde ayıp etmedik.  Coşkun Başkanın seçim sonrası Facebook sayfasında yayınladığı mesaj videosunu seyredince, belediye hizmetlerine yaklaşım açısından Coşkun Başkanın fikirlerime yakın olduğunu hissettim. His diyorum, çünkü bir iki cümle insana sadece his verir.

Beni yanılgıya sürükleyen vatandaşın “Cumhurbaşkanı seçtik, şimdi dönüp de şikâyetin faydası yok, ya herro, ya merro” diyeceği zannıydı. Çünkü ben öyle diyorum. Herhangi bir beklenti, ümit, her şey çok güzel olacak ham hayali değil benimkisi, alamet kıyamet endişesi. Vatandaşsa kendince taksimat yapıyor, Büyükşehirde CHP derken dönüp ilçede AKP diyebiliyor. Demokrasi seçme seçilme düzeni böyle bir şey. Bir milletin kaderi bazen 3-5  kızgının oyuna kalabiliyor. Öyle mi? Hayır, öyle değil. Ama hikâyesi uzun. Geçelim.

Bir milletin kaderi yani BEKA meselesi. Hani seçimden önce söylenip durulan BEKA meselesi ne oldu sahi? Seçim bitince BEKA meselesi unutuldu mu? BEKA meselesi unutulur mu? Unutulur elbet. Ama unutanların BEKASI olmaz. Öyleyse biz unutmayacağız, unutturmayacağız.

Hayat sahibi her şey hayatiyetinin devamı için çabalar. İnsanların birleşik kaynaşık hale gelmesiyle kemale eren millet varlığı ve bu milletin teşkilatı olan devlet (jeopolitik varlık) varlığı da hayatiyetinin devamı, varlığının bekası için çabalar. Normal şartlar altında bu böyledir. Bir insanın bireyin intihara sürüklenmesi, var olmaktan vazgeçmesi bir psikolojik bozulmanın sonucudur. Bir milletin veya devletin varlığından yokluk pahasına vazgeçmesi ise düşünülemez. Bir insan intihar edebilir. Ama bir millet-devletin intiharının söz konusu olmaması gerekir. Ama tarih yokluğa karışmış milletler, diller, devletler mezarlığıdır. Biz Türkler ilelebet payidar kalmayı arzu ederiz, giderek hayal ederiz, ama payidar kalmak eylemsiz bir arzuyla, hele hayalle olmaz, olamaz. Bir milletin devletin hayatı kendilik (İçsel) ve âlem (dışsal) bilincini ve bu bilinçle çalışacak akıl, aşk ve gayreti gerektirir. Eğer bunlar söz konusu değilse, insanlar günü birlik menfaatlerini gözeterek, hayatta kalma reflekslerine dayanarak yaşayıp gidiyorlarsa, o milletin, devletin bekasından bahsedilemez.

Önceki yazıda bir paragraf asıl meselenin bilgi-bilinç, şuur meselesi olduğundan bahsettik. Yukarıda da bilincin kendilik ve âlem, içsel ve dışsal boyutundan bahsediyoruz. Bir bireyin ve bireylerden müteşekkil bir milletin hem var olup hem kendilik bilincine sahip olamaması mümkün mü? Kendi dışındaki ve kendinin de dahil olduğu dışsallık olarak bir alem tasavvuru olmayan bir bilinç mümkün müdür? Bilinci olmayan bir akıllı hayattan bahsedilebilir mi? Akıllı bir irade gösteren hayat sahibi varlık, elbette bir bilinç sahibidir. Öyleyse problemimiz, sadece bir bilinç, herhangi bir bilinç sahibi olmak değil, dosdoğru, hakiki bir bilince sahip olmak. Ama insanoğlu dünya hayatına bir fıtrat, bir potansiyel sahibi olarak başlamakla birlikte, bilgi-bilinç içeriği kendisine dışardan, başkaları, anne-baba ve içine doğduğu toplum-millet tarafından verilir, empoze edilir.

Elbette insan burada tamamen edilgin değildir. Ama gerek içsel gerek dışsal bilinç içeriğinin tahkik, tefrik ve yeniden inşası da bilinç tarafından yapılır. Tahkik, tefrik ve yeniden inşa sırasında bilincin tek dayanağı bilinç, yani kendi değil, bozulmadıysa ancak fıtrat ve ahlak olabilir. Ama fıtrat ve ahlak sadece yardımcı faktörlerdir. Bazen hiçbir işe yaramaz, bazen her şey o yardımcıya dayanır.

Ne geveliyorum? Bir bilinç sahibi olduğumuzu fark ettiğimiz anda fark eden bilinç ve fark edilen bilinç içeriği çoğunlukla dıştan verilen empoze edilen bilinçtir. Bilinç çoğunlukla bunu tefrik edemez. Zamanla, süreç içinde yaşaya yaşaya, tecrübe ve akıl, fıtrat ve ahlak ile “verili bilincin” kendini, “tahkik ve tefrik ederek kendiliğini inşa ve tahkim eden bilinç” derecesine gelmesi gerekir. Bunun başarılabilmesi öncelikle “verili bilincin” olabildiğince özüne, fıtratına, aslına, ahlakına sadık olması gerekir. Bize “dıştan verilmiş bilinç” ne kadar bizim özümüzden, fıtratımızdan, aslımızdan, ahlakımızdan uzaksa, o bilincin kendini dosdoğru istikamete sokabilmesi, “tahkik ve tefrik ederek kendiliğini inşa ve tahkim eden bilinç” olabilmesi o kadar zor olur.

Bu bilinç bozulması, bilinç içeriğinin hakikatten uzaklaşması nesiller boyu devam eden yenilgi ve yanılgının hem sebebi hem sonucu haline gelmişse, bu bilincin hakiki bir içerik olması artık iyice zorlaşmıştır. İnsan hayatı, toplum, millet hayatı olduğu için, toplum-millet çapında yaşanan yanılgıların düzeltilebilmesi iyice zorlaşır.

Yenilgi ve yanılgı dedik. Yenilgi yanılgının sebebi ve sonucu, yanılgı yenilginin, sonucu ve sebebidir. Yanılanlar yenilir, yenilenler yanılır. Yenilgi yanılmaktır. Yanılgı yenilmektir. Yanılgıdan çıkıp akledip, hakikate teslim olanlar hakikatin peşine düşenler, sonunda zafere ulaşacaktır. Hakikatli olmak zaten zaferin ta kendisidir. Zafer başarı bizim için eğer hakikatli oluşumuzun, sahicilik peşinde koşmamızın sonucu ise bu başarının sonucu hakikatimizin gürbüzleşmesine, sahiciliğimizin tahkimine imkân verir. Yanılgı üzere olduğumuz halde zafer ve başarıya ulaştıysak bu bizim ve başkalarının ancak felaketi olabilir. Bu takdirde cesamet kazanıp, azıtıp, yoldan çıkan yanılgılarımız, fesadımız olacaktır.

Biz Türklerin bu toprakları Türkiye yapabilmesi, hakikat peşinde koşup, sahici bir insan hayatının temsilcisi olmamız ve bunlara dayanarak zaferler kazanmamız sayesinde olmuştur. Sahicilik yoksa Türklükten bahsedilemez, zafer yoksa Türk’ten bahsedilemez.

300 senedir sığınan, sinen, miras yiyen insanlar ve onların halefleri olarak bu günlere geldik. Bugün geldiğimiz noktada hâlâ BEKA MESELEMİZ varsa, en başta, geriye bakıp bir muhasebe yapmamız gerekir. Hâlâ başaramıyorsak, başaramadıysak, hâlâ kefeni yırtamadıysak bunun sebebi nedir? 

Beka meselesini 2. Abdülhamit kahramanlaştırmasıyla veya “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” nakaratıyla çözemeyiz. Kimseye nankörlük etmemek ahlakımızın gereğidir, kimseye körü körüne teslim olmamak, hiçbir tabu kabul etmeden, insan eseri her türlü fikir, yorum ve anlayışı, tasavvur ve tahayyülü, hakikat terazisinde tartıp, eleştirip, eleyip, sadece Hakikatin Yolcusu olmak da Türklüğün 1. Şartıdır. Türkün beka şartı budur.  17.04.2019

17-04-2019 23:47
YORUMLAR
  • vedat   06-05-2019 19:02

    Murat kardeş, sadece bizim değil, her milletin BEKA sorunu her zaman vardır.Herkes herkesle uğraşıyor bu dünyada..Milletler ne kadar çalışkan, düzgün, ahlaklı olurlarsa, ne kadar iyi yönetilirlerse ve ne kadar birlik beraberlik içinde olursa o kadar ayakta kalırlar.

    0

    0

Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

ANKET

YENİ HUKÜMETİ HANGİ PARTİLER KURMALI

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın