LİDER TEŞKİLAT DOKTRİN, KAHROLSUN KAPİTALİST EMPERYALİZM
Av.Murat SUCU
[email protected]
.

LİDER TEŞKİLAT DOKTRİN,

KAHROLSUN KAPİTALİST EMPERYALİZM

TEKYOL DEVRİM, YAŞASIN SOSYALİZM,

KAHROLSUN KAPİTALİST EMPERYALİZM

VEYA

BU DEVLET KİMİN?

Yine araya parça atmak gerekti. Youtube da Yaşar Başkan’ın videolarını keşfettim. Hasret gidermek için, tartıp öğrenmek için biraz vakit ayırdım, ilçemizdeki ülkücü şehitler anıtı, hatıra ormanı, derken Taş Medreseliler, Mustafa Pehlivan, acılar, analar, babalar, kardeşler, hala rüyalara giren işkenceler. Sonra Devrimci videoları aradım, Erdal Eren, liseli bir çocuk, yaşı küçük, kemikleri ince, ama yine de idam..

Çocukluk cennetinden, öğrenim, geçim ve kendi başına çabalayıp durmanın cehennemine düşüp, sonra boş bomboş yılların ardından hayıflanacak yaşa gelince insan, başkalarının hayatına, yaşadıkları çileye, aşksızlıklarına bile imreniyor.

Türkiye’nin adresini arıyoruz, siyasetin, demokrasinin, diktatörlüğün serencamını sermeye çabalıyoruz, tarihin, devletin harcayıp, öğüttüğü insanlara bakıp, sormamız lazım: Bu devlet Kimin? Bu vatan toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi yatanların da, yaşayıp duran kendi insanlarını, durup durup harcayan, öğüten, sakat bırakan, canından bezdiren, anaların gözyaşına bakmayan, çocukların ahını alan, ama yine de küsülmeyen, sokağa düşünce sahip çıkılıp ayağa kaldırılan bu devlet kimin?

Hani kimsesizlerin kimsesi olacaktı? Kimin kimsesi bu devlet? Deprem zamanı nerde olduğu sorulan, düz ovada, güpe gündüz, berrak havada nesilleri, insanları gavur ocaklarına düşürüp, sonra dönüp yine insan eriten, öğüten, kan ve gözyaşı ile beslenen, birilerini hep yiyen birilerine hep veren bu devlet kimin? Kim bu Devlet? En devletliye bile sorsanız kötüsü gelince “Ben yapmadım Devlet yaptı” dedirten bu tuhaf yaratık ne?

Kim anlattı, kim öğretti, kim belletti, kim yıkadı beynimi, kim beni terbiye etti bilmiyorum. Hatırladığım kimse yok. Lider Teşkilat Doktrin terbiyesi bize nasip olmadı, İslamcı büyüklerimiz, hadi insaf edip devlet düşmanıydılar demeyelim, ama pek devlet sevici gibi de değillerdi. Öyleyse daha önceye gitmeli, hatırlanmayacak çocukluk anılarına. Ama zor. Bulabilmem imkânsız bana bu kutsal devlet aşkını bağışlayan kimseyi, hala bir arkadaşımın makamı bile olsa bir devlet katına çıkınca topuklarımı birleştirten terbiyeyi bana kim etti?

Lider, teşkilat doktrin, Yaşasın Komünizm..

Devlet nedir? Buna benim cevabım Milletin Teşkilatı olabilir. Bu benim bilincimin zerrelerinde bilinçaltı hissiyatımda kelimelere dökmeden bildiğim bir şey. Bu doğrudan Türk olmakla ilgili bir bilgi, bir sonuç. Yani eğer bir devletten bahsediyorsak, bir devlet varsa, bu devletin devletliği bize göre, biz Türklere göre,  sadece milletin teşkilatı olmakla sağlanabilir. Eğer bir devlet milletin teşkilatı değilse, doğrudan millet menfaatini, milletin hayrını gözeten

bir mekanizmadan bahsedemiyorsak, bahsettiğimiz mekanizma devlet olmaklığını kaybetmiştir. 

Yine böyle yoğun bir şekilde devletin ne’liği, kim’liği konusunu düşündüğüm bir zaman kafamda bir şimşek çakarak devletin ne’liğini idrak ediverdim. Kur’an’da Süleyman peygamberin öldüğü, öldüğü halde çevresinde onun otoritesi altında çalışan cin vs. taifenin, öldüğünü farketmediği, hala o yaşıyormuşçasına çalışmaya devam ettiği, ama bir ağaç kurdunun asasını kemirmesi, asanın çürüyüp, Süleyman’ın ağırlığını taşıyamaz hale gelmesi neticesinde Süleyman’ın öldüğünün anlaşıldığı kıssa olarak anlatılır. Burada cin taifesinin Süleyman’ın otoritesine tabi oluşu insanların dikkatini çekmektedir. Hâlbuki bence burada anlatılan bir devletin oluşumu, hayatiyeti ve yıkılışıdır.

Dünyada, tüzel kişilik diyebileceğimiz kurumsal yapılar tamamen insan gaye ve gayretleri sonucu ortaya çıkar. İnsanlar kendi kimlikleri ile kendi gayretleri ile ayrı bir kimliği, varlığı olan, insana bağımlı, ama hayatiyetini insanların somut varlığından alsa bile dışsal görünümle hayatiyetini devam ettirebilen kurumsal yapılar meydana getirir. Bu kurumsal yapılar güçlü görüntüsünü devam ettirebildiği, o görüntüyü sağlayan dayanakları çürütmediği takdirde varlığını, fonksiyonunu yerine getirir. Bu dayanakları çürüttüğü takdirde yıkılır gider.

İdeal İnsan tasavvuru devletin Milletin Teşkilatı olmasını gerektiriyor. Ama tarihi süreç böyle mi tahakkuk etmiştir? Hayır, çoğunlukla Devlet bir hükümranlık aracı olarak ortaya çıkmıştır. Bizim için 4 halifeden sonra ısırıcı krallıklar ortaya çıkmıştır. Bu insanın dünya hayatındaki macerasının doğal bir sonucudur. Devlet insanlarının faydasını esas alarak ortaya çıkar, hayatiyetini böyle gösterir, ama süreç içinde insanlardan bağımsız bir varlık kazanarak, insanlar üzerinde bir hükümranlık aracına dönüşür.

Bu kapitalist mekanizmanın dışındaki devletler açısından da böyledir. Kapitalist mekanizmanın ortaya çıkıp, dünya sathında genişlemesi ile birlikte, devlet bir kapitalist araca dönüşmüştür. Kapitalizm bütün devletleri kullanışlı araçlar haline getirmiştir. Kapitalizmin hükümran olduğu dünyada Devlet, insanların kontrolünü sağlamak ve kapitalist mekanizmanın işleyişini temin etmekle görevlidir. Kapitalizm de milletin teşkilatı olan devletten değil, Sermayenin aracı olan devletten bahsedilebilir.

Denilir ki “Dünya Sisteminde çevre ülkelerden, merkez ülkelere değerler transfer edilir, Merkez ülkelerden çevre ülkelere Emirler verilir.” Çevre ülkelerde emir alıcı bir devlet mekanizmasını kapitalizm arzu eder, dayatır, gerekiyorsa yıkar kurar..

Türkiye Cumhuriyeti kapitalist mekanizmanın, hatta yerli kapitalist aktörlerin dahi kurucusu olmadığı bir devlettir. Türkiye Cumhuriyeti milletin teşkilatı olarak ortaya çıkmıştır. Gerek Türkiye’nin adresini ararken, gerekse Demokrasinin, siyasetin, diktatörlüğün serencamını eşelerken bu bağlamda nerden nereye geldiğimizi anlamaya çalışıyoruz.

27 Mayıstan sonra Türkiye “Emir Alıcı” bir devlete dönüşmüştür. Kapitalist Mekanizmanın nüfuzu, Türkiye’nin aydın ve okumuşlarında, Sosyalist bir savunma mekanizması ortaya çıkarmıştır. Bu Aydın savunma mekanizmasının öncelikle halkla sağlıklı ilişki kurması önlenmiş, sonra fraksiyonlara bölünmesi, marjinal hukuk dışı yollara sapması sağlanmıştır. Halk için halka karşı bir karakter geliştiren bu savunma mekanizmasına karşı, tepkisel bir ülkücü, milliyetçi, dinci hareketlenme oluşmuş, bu bir kör dövüşüne dönüşmüş, 12 Eylül 1980 ile birlikte bu Türk çocukları ezilerek, Türkiye Sermayeye teslim edilmiştir.

Hikâyemizin aslı esası budur: Türkiye Cumhuriyeti Milletin Teşkilatı mı olacaktır, Kapitalizmin aracı mı? Bütün hayatımız bu sorunun cevabına bağlıdır, bütün mücadeleler de bu soruyla doğrudan ilgilidir. Yediğimiz ekmekten, içtiğimiz suya, aldığımız candan, verdiğimiz cana, şehadetimiz de telef oluşumuz da bununla ilgilidir.  

21-02-2019 00:26
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları
MAKALELER YAZARLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
HAVA DURUMU


ANKARA

ANKET

YENİ HUKÜMETİ HANGİ PARTİLER KURMALI

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın