Ankara İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Âdem Ceylan ile…
“Bizim yöremiz, eşi benzeri olmayan bitki örtüsüne sahip ve güzelliklerle dolu bir yer.”
Sırrı Er:Âdem Bey, okuyucularımızı sizi daha iyi tanıması için önce kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
Âdem Ceylan:1963 yılında Ankara Çamlıdere ilçesi Meşeler köyünde doğdum. İlk ve ortaokulu Çamlıdere’de okudum. 1977 yılında ailemizle birlikte Ankara’ya geldik. 1977 -80 yılları arasında Ankara Gülveren Lisesi’nde lise tahsilimi tamamladım. Daha sonra Afyon Mali Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü’nü kazandım. Yüksek öğrenimimi bu fakülte de yaptım.1986 yılında Mali Bilimler Fakültesi’ni bitirdikten sonra Karayolları Genel Müdürlüğü’nde bütçe uzmanı olarak göreve başladım. 1986 yılının sonu, 1987 yılının başı idi. Yaklaşık 7- 8 ay çalıştıktan sonra vatani görevimi yapmak üzere göreve ara vererek askere gittim. Askerlik görevimi 16 ay yedek subay olarak yaptım. Askerlik görevinden sonra tekrar Karayolları Genel Müdürlüğü’ndeki görevime döndüm. 1990 yılına kadar Karayolları’nda görev yaptım.
1990 yılında İçişleri Bakanlığı’nın açmış olduğu Mahalli İdareler Denetim Elemanı sınavını kazandım ve İçişleri Bakanlığı’na naklen geçtim. Yaklaşık 15 yıl bilfiil Türkiye’nin dört bir yanında İl Özel İdaresi ve Belediyelerin, teftiş, denetim ve soruşturması görevlerinde bulundum. Bu süre içerisinde Türkiye’nin dört bir yanını da gezmiş oldum. Teftiş sebebi ile yaptığım bu görevden dolayı ciddi bir birikim sahibi de oldum. Kamu idaresi nedir, mahalli idare nedir, bunların görev yetki ve sorumlulukları nelerdir, nasıl yapılması gerekir? Tüm bunlar üzerinde ve Türkiye coğrafyası üzerinde ve yatırımlar üzerinde çok güzel deneyim kazanmış oldum.
2005 yılında, il özel idareleri yeniden yapılandıktan sonra, Ankara İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği görevi teklif edildi. Bir Ankaralı olarak Türkiye’nin dört bir yanında görev yapmış ve her yeri görmüştüm. Ancak kamu kaynaklarından en az yararlanan kesim olarak Ankara’nın kırsal kesimi olduğunu müşahede etmiştim. Açıkçası bu durum içimde bir yara idi. Kendi hemşehrilerimize ve Ankara’mıza hizmet etme imkânı olur, onların halleri ile hâllenirim, problemlerine hep birlikte çözüm ararız anlayışı içinde (kadrom bakanlıkta kalmak üzere), Ankara İl Özel İdaresi Genel Sekreter Yardımcılığına başladım. 2008 yılı Nisan ayına kadar Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulundum. 2008 yılı Nisan ayında Genel Sekreterimiz Ağrı Valiliğine atandıktan sonra, bir dönem Genel Sekreterliğe vekâlet ettim, arkasından da Genel Sekreterlik görevine asaleten atandım. Halen Genel Sekreter olarak görev yapıyorum. Yaklaşık bu şekilde 5 yıldır Ankara’mıza, ülkemize ve kendi memleketime hizmet etme gayreti içinde göreve devam ediyoruz. Mutlu oluyorum, onur duyuyorum, gurur duyuyorum. Özellikle bir bürokratın genelde iline, özelde memleketine hizmet imkânı bulması bir ayrıcalık, güzel bir şey. Her hizmette olduğu gibi zorlukları olmakla beraber, beni en çok mutlu eden, hemşehrilerimizin problemlerini çözerek, onların sevinçlerini ve tebessümlerini yüzlerinde görmek.
Sırrı Er:Efendim teşekkür ederiz. Sizden, çocukluk dönemine ait bir hatıranız varsa onu dinlemek isteriz.
Âdem Ceylan:Biz kırsal kesim çocuğuyuz. Ailemiz kırsal kesimde hayatlarını sürdürmüş. İlkokulu Meşeler köyünde, ortaokulu da Çamlıdere’de okuduğumu söylemiştim. Köyümüzdeki okul beş sınıfın bir derslikte öğrenim gördüğü bir okuldu. Baraka bir binada beş sınıfın öğrencisi bir sınıfta okuyor. Rahmetli babam eğitimi ve okumayı çok severdi. Özellikle bizlerin okumasına çok önem verirdi. Köyde ortaokul yoktu. Çamlıdere’ye gidip geleceğiz. Okul tam gün, sabah gidilip akşam dönülecek. Ben iddialı bir yaratılışa sahibim. Çocukluğum da öyle geçti. Dolayısı ile başarısızlığı hiç sevmem.
Çamlıdere’de ortaokula başladık, bu süre içerisinde köyden gidip geliyoruz. Köyden Çamlıdere’ye beş öğrenci gidiyoruz. Zannedersem ortaokul 2. sınıfta idim. Matematik hocamız değişti. Ben başarılı bir öğrenciyim ancak bu yeni hocamız dersi ağır olan bir kişiydi. Bir yazılı yaptı, sınıfta en yüksek not dört. O da benim notum. İkinci bir yazılı yaptı, bu sefer de altı aldım. Yine en yüksek not. Üçüncü bir yazılı yaptı, bu sefer iki aldım. Karneye dört düşmesi gerekiyor. Bir konu anlatıyor, matematikten üçgenlerle ilgili bir konu. Dedi ki; bu konudan sözlü yapacağım, bu konuyu bilene yedi, bilemeyene sıfır vereceğim. Benin hesabıma göre yedi alırsam, karneye dört buçuktan beş düşecek. Nihayetinde konuyu da derste takip eden bir öğrenciyim ve o günkü şartlara göre de sıkıca çalıştım. Ancak o günkü şartlar deyince, köyden gidip geliyoruz, köye dönünce hayvan vesaire işlerle meşgul olursunuz. Ailedeki yükümlülüklerinizi yerine getirir, ondan sonra zaman bulursanız çalışırsınız. Medeni cesaret göstererek sözlüye kalktım ve yedi aldım. Ancak karneye bir haftalık bir zaman var. Hoca dedi ki, Âdem bir tek senin şu anda dört buçuktan beş düşüyor, bütün sınıf zayıf. Seni önümüzdeki hafta tekrar sözlüye kaldıracağım. Buna göre esas notunu vereceğim. Beni aldı bir telaş. Şu anda durumu kurtardık, ertesi hafta sözlüye kalkarsak hocanın durumuna bağlı olarak ne olacağı belli değil. Belki daha iyi olacak ama belki de daha kötü olabilecek. Ben işi riske sokmayayım diye düşündüm, onun için benim ertesi hafta matematik dersinin olduğu gün okula gitmemem lazım. Sabah uyandım, annem oğlum arkadaşların geliyor, hazırlan diye sıkıştırıyor. Anne ben bugün çok hastayım, okula gidemeyeceğim, hiç halim yok diyerek, kendime göre mazeret söylüyorum. Bu şekilde o günü geçiştirdik. O zaman, ortaokul 2. sınıf, yılın ilk dönemi, sınıfta tek zayıfı olmayan öğrenci olarak dönemi tamamlamış oldum. Çocukluğumdan benim için ilginç bir hatıra olarak kaldı.
Sırrı Er:Âdem Bey, İl Özel İdaresinin hangi işleri yaptığını toplumda pek bilen yok. Yaptığınız işleri anlatarak bizleri aydınlatır mısınız?
Âdem Ceylan:Önce şunu söyleyeyim. Sizin de söylediğiniz gibi İl Özel İdaresi maalesef gerek kamuoyunda, gerek bürokraside, hatta siyasi alanda bile yeterince bilinmiyor. İl özel idareleri ne iş yapar, merkezi bir idare birimi midir, mahalli bir idare birimi midir? Bunu samimiyetle söyleyeyim, bilinmiyor, hatta kısmen bu işin içinde olanlar bile bilmiyor. Yapılan görev ve hizmetlerin bir kısmını belediyeler yaptı zannediyorlar, bir kısmını da merkezi yönetimin taşra teşkilatı dediğimiz, milli eğitim müdürlüğü, sağlık müdürlüğü, tarım müdürlüğü gibi birimlerin yaptığını zannediyorlar. Ancak, Özel İdarenin tanımına baktığımız zaman, aynen şu ifadeler yer alıyor. “İl Özel İdareleri il sınırları içinde, ilin tamamında, belediye sınırları da dâhil, mahalli müşterek nitelikteki hizmetleri yapmak üzere kurulan ve karar organı İl Genel Meclisi olan, seçimle iş başına gelen, idari ve mali özerkliğe sahip bir mahalli idare birimi ve kamu tüzel kişiliğidir.”
Bu hizmetler belediye sınırları içinde de, dışında da yapılır. Yani belediye sınırları dışındaki alanlarda da, kırsal kesim dediğimiz yerlerde yol, su, kanalizasyon, tarımsal alt yapı hizmetleri, sulama hizmetleri gibi hizmetleri de bizatihi İl Özel İdareleri yapar. Bu hizmetler daha önce lağvedilmeden evvel Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülürdü. 2005 yılında İl Özel İdareleri yeniden yapılandıktan sonra, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü lağvedildi.
Eğitim hizmetlerini yürütmek, bu hususta kamulaştırma yapmak, eğitim kurumlarının donanımlarını temin etmek, hastaneler, sağlık ocakları yapmak, onların içindeki donanımları, cihazları temin, belediye sınırları içinde ve dışındaki tarımla ilgili faaliyetleri yürütmek, kültür merkezleri yapmak, işletmek, projeler gerçekleştirmek, bayındırlık hizmetlerini yürütmek, İl Özel İdarelerin görevleridir. Dolayısı ile İl Özel İdareleri belediyelerden de daha kapsamlı bir faaliyet ve hizmet alanları ile görevlidir. Hem belediye sınırları içinde, hem de belediye sınırları dışında yukarda kısaca özetlediğimiz hizmetleri yerine getiriyor. Aynı zamanda köyler başta olmak üzere kırsal kesimdeki imar uygulamalarını da yapmak yine İl Özel İdarelerinin görevleri arasındadır. Ayrıca bu günlerde gündemde olan, kent güvenlik sistemi, MOBESE dediğimiz sistem de İl Özel İdaresi tarafından yapılmıştır. İhalesi ve yapımı İl Özel İdaresi tarafından gerçekleştirildi. Tamamlandıktan sonra İl Emniyet Müdürlüğümüze teslim edildi. Dolayısı ile İl Özel İdarelerinin yürüttüğü bu kadar hizmetleri maalesef kamuoyu çok iyi bilmiyor.
İl Özel İdaresi ilin genelinde tasarruf hakkına sahiptir. İl Özel İdaresi olarak 2009 yılındaki kesin hesabımıza göre kullandığımız ödenek 612 milyon liradır. Bu rakam ciddi bir rakamdır. Birçok bakanlığın bütçesinden fazladır. İl Özel İdaresinin kamuoyunda tanınmasını sağlamak da bize düşüyor. Belediyelerin siyasi yönü vardır. İl Özel İdarelerinde bu yoktur. Belediye Başkanı her ne kadar bir ilin veya ilçenin belediye başkanı da olsa neticede bir siyasi partinin adayı olarak seçiliyor. Artısı da, eksisi de o siyasi partiye yazılıyor. İl Özel İdarelerinde reklam boyutu fazla yoktur. Öncelik hizmettir.
Sırrı Er:Sivil Toplum Kuruluşları hakkında ne düşünüyorsunuz, şimdiye kadar herhangi bir sivil toplum kuruluşunda görev aldınız mı?
Âdem Ceylan: Sivil Toplum Kuruluşları, dünyada olduğu gibi son zamanlarda ülkemizde de, kamu yönetiminde ve yönetimlerde önemli ve etkili baskı gruplarıdır. Bizde önceleri çok zayıftı, son dönemlerde biraz yaygınlaştı. Bunun önemini günümüzde herkes hissediyor. Olması gereken de budur diye düşünüyorum. Kamu görevlilerinin, siyasetçilerin, “böyle olmalı” demelerinin yetmediğini gördük. Bütün sivil toplum örgütleri, gerek meslek odaları, gerekse şu veya bu sebepten ötürü hizmet amacı ile kurulmuş dernekler de o alanda ciddi ihtisas sahibi sivil toplum örgütleridir. Bu örgütlerin ihtisas sahibi olduğu birikimlerini, becerilerini, imkânlarını kamu kaynakları ile buluşturduğumuzda çok güzel hizmetler yapma fırsatı ortaya çıkar. Ben özellikle mesleki derneklerde görev aldım. İçişleri Bakanlığı Mahalli İdare Kontrolörleri Derneği var. Kuruluşundan itibaren 10 yıl yönetimde görev aldım. 4 yıl süre ile Genel Başkanlığını yürüttüm. 3 yıl saymanlık, 3 yıl da Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundum. Devlet Denetim Elemanları Derneğinde de görev aldım. Bunların dışında da birçok eğitim ağırlıklı sivil toplum örgütlerinde üyeliklerim var.
Sırrı Er:Âdem Bey, Kızılcahamam-Çamlıdere (Yabanabat) bölgesi hakkında neler düşünüyorsunuz?
Âdem Ceylan: Daha önce de belirttiğim gibi Ankara’mızın kırsal kesimi kamu kaynaklarından yeteri kadar faydalanamıyor. Bu en az istifade etme durumu, Kızılcahamam, Çamlıdere için de geçerli, Beypazarı, Nallıhan, Bala ilçelerimiz için de geçerli. Ankara ilçelerinin birbirleri arasında pek fazla fark yok. Ancak yeniden yapılanma süresinde bu kadar yetki ve sorumluluk alınabilmesi, ayrıca bizlerin de memleketimize hizmet etme sorumluluğu ile baktığımız yönetim anlayışımız, hizmet ve yatırımların artmasına sebep oldu. Yabanabat bölgesine gelince; Kamu kaynaklarından çok az istifade eden bir kırsal kesim idi. Bizim bölgemizin insanları o kadar kadirşinas, o kadar kanaatkâr, yönetime karşı o kadar itaatkâr ki, yani o yerleşim birimlerinde, kırsal kesimdeki o insanlar, yaşamaya başladıkları tarihten bu güne kadar devlete karşı, son derece saygı ve sevgi içinde yaşantılarına devam etmişlerdir. Devlete kutsal bir varlık olarak bakmışlar, devlet vermiş ise almışlar, Allah razı olsun demişler, vermemiş ise yine Allah razı olsun demişler. 2007 yılında Çamlıdere’nin bir köyünde içme suyu tesisi yaptık. Dağkuzören köyü. Yemek yiyelim dediler. Bir program yaptık. Küçük düşünürken program büyüdü. O dönemin siyasetçileri, bakanları, bürokratları da katıldı. Programda konuşmalar da yapıldı. O zamanın Kaymakamı şunları söyledi: “ Ben bu program için buraya üç gün önce gelmiştim. Organizasyona bir bakayım, eksiklik var mı diye. Köye gelirken yolda iki tane yaşlı teyze ile karşılaştım. Durdum, arabadan indim. Sırtlarında odun taşıyorlardı. Hal, hatır sordum. Beni evlerine davet ettiler. Baktım evlerinde fazla imkânları yok. Ayşe teyze ben size biraz yardım edeyim dedim. Ayşe teyze bana dedi ki; “Oğlum devlet bana 220 kaime veriyor, sen ihtiyacı olanlara ver.” Dedi. İşte biz devlet olarak 2007yılında, bu köye ilk defa su getirmişiz, devlet olarak çok bir şey yaptığımızı zannetmeyelim. Ayşe teyze 220 TL yaşlılık yardımı alıyor, kendisine yardım etme talebimizi bildirince, sen ihtiyacı olana yardım et diyor. Hangi insan bu yardım talebini geri çevirir.”
İşte Yabanabat yöresinde yaşayan hemşehrilerimizin duygu ve düşüncesini bu hadise özetliyor. Bizim yöremizin insanı için bunun üzerine fazla bir şey söyleyemeyiz. Biz İl Özel İdaresi olarak, kamu kurumları olarak, belediyeler olarak, bu insanlara, bu yörelere hizmet götürme noktasında elimizde ne varsa, vermezsek vebal altında kalırız. Yabanabat bölgesindeki yerleşim birimleri, Kazan, Kızılcahamam, Çamlıdere yöresi, önce coğrafi konumu, durumu, bitki örtüsü, yaylalar, ormanlar, jeotermal kaynaklar, tarihi, kültürü, turizm potansiyeli itibari ile çok güzel zenginliklere sahiptir. Bizler, il özel idaresi ve diğer kamu kurumları olarak yöremizin bu özelliklerini tespit ederek buna göre yatırımlar yapmak suretiyle bu güzel insanların hayatlarında, ekonomik yönden, eğitim yönünden, sağlık yönünden rahat ve huzurlu bir hayat yaşamalarını sağlamak zorundayız ki bu, bizim görevimiz, sorumluluğumuzdur.
Sırrı Er:Sayın Başkanım, yöremizle irtibatınız ne durumda, köyde eviniz var mı?
Adem Ceylan:Ben ilkokulu köyde bitirdim, köyde geçti çocukluğumuz. Öncelikle ben kırsalı, köyümü çok severim. 13-14 yaşımıza kadar hayatımız köyde geçti. Şu anki görevim itibariyle fazla vaktim olmuyor, ancak fırsat buldukça, özellikle hafta sonları köyüme giderim. Genellikle izinlerimi köyde, yaylada geçiririm. Köyümüzde evimiz var. Köydeki evimizi 2003 yılında, rahmetli babamın ısrarı ile yaptık, yeniledik. Bizlerde âdettir. Her bayram arifesi mutlaka köye gider, kabirleri, büyüklerimizi, geçmişlerimizi ziyaret ederiz. Yine malum, genellikle cenazelerimiz köye gider. Mümkün olduğu kadar eşin, dostun, akrabaların cenazeleri için köye giderim. Köy derneklerinin toplantılarına iştirak ederim. Tatillerimi ailemle birlikte köyde geçirmeyi tercih ediyorum. Kısaca, hem kendi köyüm, hem de kırsal kesimle irtibatım devam etmektedir. Netice olarak, bizim yöremiz eşi benzeri olmayan bitki örtüsüne sahip, güzelliklerle dolu bir yer. Ankara’ya da bir, bir buçuk saatlik bir mesafede. Memleketimizin değerini bilmemiz gerekir diye düşünüyorum.
Sırrı Er:Yöremizin gelişmesi için neler düşünüyorsunuz?
Adem Ceylan:Bizim yöremizde, son dönemlerde dağ turizmi, yayla turizmi, termal turizm ön plana çıktı. Ayrıca organik tarım yapma imkânı var. Çamlıdere’nin Ahatlar köyü sınırları içinde de termal kaynaklar bulundu. Çamlıdere’ye yaklaşık 8 kilometre civarında. Kuyu açıldı. Yaklaşık 15 litre saniye, 43 derecelik su bulundu. Bu sektörde faaliyette bulunan yatırımcıları da birkaç kere bölgeye götürdük. Bizler el birliği ile sağlık turizmi dediğimiz bu sektörü bölgemizde yoğunlaştırmalıyız. Bu arada yöremizde jeopark projesi üzerinde de çalışmalarımız sürüyor. Birçok tarihi kalıntı ve tabii güzelliklerin bulunduğu bölgeler jeopark projesi kapsamında hazırlanıyor. İnsanlarımız hem sağlık kazansınlar, hem de oksijeni bol yerlerde tarihi ve turistik yerleri görsünler. Turizme bacasız fabrika diyorlar. Kızılcahamam, Çamlıdere olarak öncelikle turizm üzerinde durmamız lazım. O bölgeye gelen insanlar bölgemiz insanının da ekonomik seviyesinin yükselmesine sebep olacaktır. Bu konuda gerekli yatırımın yapılarak tesisler kazandırılması, esnafımızın bilinçlendirilmesi, gerekli eğitimlerin verilmesi ve benzeri çalışmaların da yürütülmesi gerekir. Bölgeye gelen misafirler ve ziyaretçiler, kendileri bir daha geldikleri gibi, başkalarının da gelmesini sağlayacak şekilde hizmet görmeleri için tüm alt yapı çalışmalarının büyük bir titizlik içinde programlandırılması ve gerçekleştirilmesini çok önemli bir yatırım olarak görüyorum.
Ayrıca, organik balcılık projesi yürüttük, Kızılcahamam’ın Semer ve Çamlıdere’nin Dört Konak köyünde. Bu çalışmalardan ciddi sonuçlarda aldık. Mevsim şartlarının uygun olduğu alanlarda 2,5- 3 tonluk ürün elde ettik. Yöremizde organik tarım oluyor, organik balcılık oluyor, hatta organik besicilik oluyor.
İl özel idaresi olarak, Kızılcahamam, Çamlıdere ve diğer ilçelerimiz, yani kırsal kesim olarak öncelikli hizmetimiz, alt yapı çalışmalarıdır. İlçe merkezleri başta olmak üzere, köylerimizin hepsine sağlıklı bir şekilde ulaşılabilirliğin tamamlanması için asfalt oranını % 77 ye getirdik. Köylerimizin aşağı yukarı tamamının içme suyu var. Yaz aylarında sebze meyve sulamalarından dolayı belki kısmi sıkıntılar olabilir, ama susuz köy kalmadı diyebiliriz. Kanalizasyon çalışmalarını belli bir orana getirdik
Çamlıdere’nin sahip olduğu çok önemli bir değer de Şeyh Ali Semerkandî Hazretleri’dir. Yılda yaklaşık 100 bin kişinin ziyaret ettiğinden bahsediliyor. Ben şöyle düşünürüm. Asgari, Çamlıdere’ye Şeyh Ali Semerkandî Hazretlerini ziyarete gelen insan varsa, bu insanlar Çamlıdere’ye gelip ziyaretini yapıp, bir bardak su veya bir bardak çay içmeden geri dönmemeleri gerekir. Hatta bir iki gün konaklamadan geri dönmesinler. Yöresel ürünler de almalı. Dönerken, ben Çamlıdere’de manevi bir şahsiyeti ziyaret ettim, orada konakladım, manevi bir zenginlik kazandım, güzel bir yöre gördüm, yemekleri güzel idi, misafirperverlik güzel idi, diyerek memnun bir şekilde dönmeli, tekrar gelmeyi düşünmeli, başkalarına da tavsiye etmeli. Aslında bizim bölgelerimiz bu açıdan fevkalade zengin. Yani biz memleketimizin kıymetini bilip ona göre düşünmemiz ve hareket etmemiz lazım. Yöremize gelen insanların Kızılcahamam ve Çamlıdere ekonomisine fayda sağlamaları önemlidir.
Sırrı Er:Âdem Bey şimdi özel hayatınıza gelelim, kiminle ne zaman evlendiniz, çocuklarınız var mı?
Âdem Ceylan: Eşim Ayşe Hanım ile 1989 yılında evlendim. Ben 26, eşim 20 yaşında idi. Çamlıdere Ören Köylü. İki oğlum var ilki 1997 doğumlu. 13 yaşında, diğeri de 2008 doğumlu, 2,5 yaşında. 1990 yılında bir kızım oldu, yaklaşık 1 ay yaşadıktan sonra vefat etti.
Sırrı Er:Boş zamanlarınızda neler yaparsınız, hobileriniz var mı?
Âdem Ceylan: Şunu açıkça belirteyim. Ben buraya geldikten sonra, 5 yıldan beri, hakikaten boş zaman bulmak, kendime vakit ayırmak ve bir takım özel şeyler yapmak mümkün olmuyor. Sabah 8- 8,5 gibi mesaiye başlarım, en az 12 saat, haftanın beş günü. Akşam 8,5- 9’dan önce de buradan ayrılamıyorum. Hafta sonunda da en az bir gün, ya cumartesi ya pazar günü buraya tekrar geliyorum. Hafta içinde eksik kalan işleri tamamlamak veya geciktirilmemesi gereken işlerle ilgilenmek üzere çalışmaya devam ediyorum. Kalan zamanlarda, malum, aynı zamanda temsil noktasındayız, çeşitli programlar oluyor. Özellikle yaz aylarında kırsalda, köylerimizde çeşitli programlar oluyor. Ayrıca eş dost, düğün, cenazeler oluyor. Meslekle, kurumla ilgili çeşitli toplantılar oluyor, onlara da iştirak etmeye çalışıyorum. Tüm bunların yanında kendi özel hayatımın olduğu söylenemez. Ailem ve çocuklar bu konuda çok mustarip. Geç vakitte eve gittiğimizde, oğlum derslerin nasıl, bir şeye ihtiyacın var mı diye ilgilenmeye çalışıyoruz, ancak yeterli olmadığını da biliyorum. Her işin kendine has özellikleri, zorlukları ve mecburiyetleri oluyor.Dolayısıyla, kendime ve aileme fazla vakit ayıramıyorum ama İl Özel İdaresi olarak insanlarımıza imkânlarımız ve gücümüzün yettiği nispette faydalı olmak, bu insanların mutluluğunu görmek, dertlerini dinlemek, benim için çok büyük bir mutluluk. Görev yaptığım bu beş yıl içerisinde hep bunun hazzını yaşadım. Kapıdan giren bir yaşlı amcanın veya arazide çalışırken derdini anlatan bir yaşlı teyzenin problemini çözmek, daha sonra onların “Âdem bey işimiz oldu, teşekkür ederiz, Allah razı olsun” demesinin mutluluğu, esasen her şeyi bitiriyor. Böyle hizmet imkânı verdiği için de ayrıca Cenabı Hakka şükretmemiz gerekir ki, bizi halka hizmet etmekle görevlendirmiş. Bütün yorgunluklarımızı, sıkıntılarımızı gideriyor.
Vakit buldukça kitap okuyorum, Güncel meseleleri takip etmeye çalışıyorum. Spor yapmaya fırsatım olmuyor. Bazen sabah erken vakitlerde yürüyüş yapıyorum, ancak düzenli değil. Bütün bunların yanında boş zamanım olursa eş, dost ziyareti ve sosyal faaliyetlerde bulunuyorum.
Sırrı Er:Söyleşimiz sona ererken hemşehrilerimize iletmek istediğiniz mesaj var mı?
Âdem Ceylan: Hemşehrilerimize şunu belirteyim. Öncelikle her insanın borcudur. En yakınından başlamak üzere, sılayı rahim yapmalarını isterim. Bu ziyaretlerde imkân nispetinde dertleri ile ilgilenmesi, gücü varsa dertlerine derman olmasını arzu ederim. İkincisi, bizim insanımız her şeye layık. Bizler, özellikle Yabanabat bölgesindeki insanlar olarak, birlik, beraberlik ve dayanışma duygumuzu güçlendirip koruyabilirsek, üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir problem olmayacağını düşünüyorum. İmkânı olan, olmayan, mutlaka her hemşehrimizin yapacağı bir şey vardır. Eşine, dostuna, kendi memleketine faydalı olmalı. Memleketimiz için elimizden geleni yapmalıyız. Tüm hemşehrilerimize sağlık, afiyet ve huzurlu bir hayat diliyorum. Bütün hemşerilerimize kapımız açık. Ayrıca bana da bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.