İşadamı hemşehrimiz Selçuk Solmaz ile…
“Bizim bölgemiz kadar temiz bir bölge ve daha temiz bir insan topluluğu görmedim.”
Sırrı Er: Bugün işadamı hemşehrimiz Selçuk Solmaz ile birlikteyiz. Selçuk Bey, söyleşimize başlarken önce kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
Selçuk Solmaz: Çamlıdere’nin Tatlak köyünde 04.11.1959 tarihinde doğdum. İlkokulu Tatlak’ta bitirdim. 1970’li yıllarda babamı kaybetmemle birlikte ortaokul ve lise eğitimi için Ankara’ya geldim. Liseden sonra, yani 12 Eylül 1980’den önce; çok değerli bir bürokrat abimiz vardı. ( Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı rahmetli Muhlis Fer Beyefendi. Bu zat, rahmetli Muhlis Fer, Türkiye Cumhuriyetinde 25 yıl Başbakanlık Müsteşarlığı yapmış tek bürokrattır. Dedeleri aslen bizim köyden, Tatlak köyünden çıkmadır. Daha sonraları Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olunca, babalarının, atalarının doğduğu yeri araştırıyor. Sonuçta bizim Tatlak Köyümüz çıkıyor. Uzaktan da akrabalığımız tespit ediliyor. İlişkilerimiz o şekilde başladı. ) O dedi ki; “Oğlum ülkenin geleceği pek iyi görünmüyor. Eğitim hayatında sıkıntılar olabilir, gel sana bir de farklı meslek edindirelim.”
Liseyi bitirince Almanlardan üç yıl teorik arıcılık eğitimi aldım. Biz bu arıcılık eğitiminde vakıf ruhu ile yetiştik. Vakıf ruhunu bizim bölgemizin insanı çok iyi bilir. Üç yıllık eğitimden ve o ruhla yetiştikten sonra, 15 yıl Türkiye’de arıcılık öğretmeni olarak, arıcılık kursları ve seminerleri verdim. Almanlardan edindiğim bilgi birikimlerini Türkiye’de yaygınlaştırdım. Türkiye genelinde çalışma yaptık. Daha sonra hanım; “Çocuklar büyüdü, bu çocuklar nerede okuyacak, senin elinde bir fotoğraf makinesi, slayt makinesi, bütün Türkiye’yi geziyorsun, artık yerleşik bir düzen kurmamız gerekiyor.” dedi. Bu gelişmenin üzerine 90’lı yıllarda Türkiye Kalkınma Vakfından ayrılarak, “Melis Arı Çiftliği”ni kurdum. Kökenimizde de arıcılık olduğu için, ilk yıllar lokal olarak çalıştım. Sonra Türkiye genelinde çalışmalara başladık. Allah nasip etti, işlerimiz de rast gitti, bu günlere geldik. Şu anda 4 adet markası olan, markalı ürünlerle Türkiye genelinde ve dünya pazarlarında kendimize az da olsa bir yer edindik. Bu ürettiğimiz ürünleri pazarlıyoruz.
Sırrı Er: Biliyorsunuz çocukluk dönemi önemlidir. Çocukluk dönemindeki bazı hatıralar unutulmaz. Sizin de çocukluk yıllarınıza ait unutamadığınız bir anı var mı?
Selçuk Solmaz: Çocukluk yıllarımdan iki şey bende büyük yer etti. Birincisi, çok küçüktüm, muhtemelen sekiz yaşımda idim. Bizim yayla ile köy arası 20-25 km vardır. Babam Zonguldak’ta çalışıyordu. Ağabeyim zannedersem askerde idi. Köyün büyükleri erkenden eşeklerine odunları yüklemişler, köye gitmişler. Ben yaylada tek başıma kaldım. Annem dedi ki; “oğlum herkes gitti, sen nasıl gideceksin?” O günkü o halim beni hayat mücadelesine itti. İlk kıvılcım o gün. Herkes gitmiş, kimse yok, yaşım ufak, ama o gün ben, o eşekle o odunu köye götürmek zorundayım. 8 yaşımdayım, uzun bir mesafe, yolu o kadar net bilmiyorum. Bir cesaretle, gece tek başıma köye gittim. Bir yandan ormancı korkusu da var. Ertesi gün hava aydınlandığında köylülerle tekrar yaylaya döndüğümüzde, büyük ağabeylerimiz vardı, onlar hayranlık içerisinde beni takdir ettiler. “Tamam, bu çocukta büyük cesaret var.” dediler. Şimdi, sekiz yaşındaki çocukları düşünüyorum, evden bakkala bir şey almaya gönderemiyorsunuz. O, benim hayatımda ilk mücadelem idi. İkincisi, mesleğim ile ilgili. Yine yayladan odun yükledik, köye geliyoruz. Karaçalılar meşhurdur. Karaçalıların üzerinde bir tane oğul arı gördük. Oğul arıyı alacağız ama nasıl yapacağı? O zaman da 10 yaşımda idim. Nasıl götürürüz derken, ben hemen soyundum, atletimi çıkardım, o ağacı kopardım, dalı ile birlikte oğul arıyı atletin içine koyduk, atletle birlikte köye getirdik. Yine 10 yaşındaki bir çocuğun cesareti. Şimdi, kendi kendime düşündüğümde, kendime şaşıyorum. Arı ölmemişti. Köyümüzde arıcılıkla uğraşan Hüseyin dedemiz vardı, köyün eskilerinden. O, bildiğimiz kara kovan dediğimiz sepete arıyı aktardı. İki sene yaşadı, iki tane de oğul aldık. Çocukluğumdaki bu iki anıyı hiç unutmadım. Benim hayatımda iz bırakmıştır.
Sırrı Er: Efendim, bugüne gelinceye kadar arıcılık dışında başka bir iş koluyla uğraştınız mı?
Selçuk Solmaz: Bu sorunuza hayır diyeceğim. Ben gençliğimden itibaren hep arıcılıkla uğraştım. Arıcılığın her safhasında bulundum. Eğitim çalışmaları, ırk ıslahı ve diğer safhaları. Mesleğimin kökeninde arıcılık var.
Sırrı Er: Selçuk Bey, şimdi yaptığınız işin detaylarına geçebiliriz. Ben sorularla biraz açayım. Siz bu işin profesyonelisiniz. İşin üstadısınız. Aklımıza takılan bir soru şudur: Piyasada çok ucuz fiyata bal da satılıyor. İyi balla, iyi olmayan bal nasıl ayırt edilebilir? Bunu ayırt etmemiz için bir ipucu var mı?
Selçuk Solmaz: Bu çok rastladığımız bir soru. Çok bal tüketen bir kişi veya ailesinizdir. Damak tadı ile hemen hissedersiniz. Yani biz buna duyusal analiz diyoruz. Ağzınıza aldığınız zaman, eğer bal ise, kendine özgü bir kokusu ve tadı olur. Eğer bal değilse, yapma bir bal ise, sadece lokum gibi tatlıdır. O zaman onda sıkıntı vardır. Bu şekilde yapılan ballar hakkında da kısaca bilgi vereyim. Birincisi merdiven altı denilen, hiç arıyı görmeden yapılan ve bal diye satılan tatlılar, yani taklit dediğimiz ballar. Sentetik tatlandırıcılardan, glikoz ve koku vericiden üretilen ballar. Bunlar, akşam merdiven altında, yerleri belli değildir, akşam yapar sabah piyasaya sürerler. Bir diğeri ise, arıyı, sentetik, şeker şurubu ile glikoz, friktöz şurubu ile beslerler, daha çok bal alabilmek adına balın kalitesini düşürürler.
Sırrı Er: Meslekî çalışmalarınız ve başkanlığınız ile ilgili bilgi verir misiniz?
Selçuk Solmaz: Biz yıllardır Türkiye’de arıcılıkla ilgili çalışmalar yaptık. Arıcılık dağınık bir sektördür. Arıcılıkla uğraşan insanlar, zaten topraksız köylüler veya fakir insanlar. Bunları hep bir çatı altında toplayalım düşüncesi vardı. 1993 yılında Avrupa Birliğinin de ülkemizden istemiş olduğu, yani bazı yükleri sivil toplum kuruluşlarına devredin denmesi ile birlikte, Ankara Arıcılar Birliğ’ini kurduk. Birliği kurduğumuz zaman Ankara bölgesinin arıcıları o zaman, 45 üye idi. Şu anda 600’ün üzerinde üyemiz var. 2005’ e kadar Ankara Arıcılar Birliği Başkanlığı, 2005’ ten sonra bir dönem de Türkiye Arıcılar Birliği Başkanlığı görevinde bulundum. Daha sonra, kırsaldaki insanlarımızın bilgisini, becerisini arttırmak, onların da toplumda bir birey olduğunu hissettirmek anlamında “Kırsal Kalkınma ve Gıda Güvenliği” isminde bir dernek kurduk. Orada da kırsalda yaşayan, daha çok gençleri ve kadınları üretimde istihdam etmek üzere faaliyette bulunduk. Onu da başardık. Kırsal Kalkınma ve Gıda Güvenliği Derneğinde de Genel Başkan Yardımcılı görevimiz var. Bu şekilde memleketimize faydalı olmaya çalışıyoruz. Şu anda Ankara Arıcılar Birliği Başkanlığı ve Genel Başkan Yardımcılığı görevim devam ediyor.
Mesleğimiz gereği, çeşitli kişilerle tanışıp, muhatap olabiliyoruz. Dünyaca ünlü bir profesör vardı, bir dönem kendisine asistanlık yaptım. Arı ürünleri ile tedavi, yani alternatif ürünlerle tedavi denilen apiterapi sistemini Türkiye’de ilk uygulayan kişiyim. Bunu Türkiye’de ilk yapan firma da bizim firmamızdır. Bu faaliyet ve çalışmalarımızdan dolayıdır ki (çünkü bizde kimyasal ve sentetik hiçbir şey bulunmaz) dünyanın birçok ülkesinden, Bill Clinton’dan Umman Kralına kadar, Sayın Başbakanımızdan, Sayın Cumhurbaşkanımıza kadar, rahmetli Türkeş, rahmetli Özal, eski Cumhurbaşkanımız Sayın Demirel, bunlara hep arı sütü, bal, polen, propolis ürünlerinden özel karışım, kokteyller hazırlayarak, sağlıkları için ve yaşam kalitelerini yükseltmek amacı ile ürünler sunduk. Bu işlerde de herhalde başarılı olmuşuz ki bizlere teveccüh var. Bu şekilde mesleğimiz gereği görüşmelerimiz, tanışmalarımız oldu. Bizde şu anda Türkiye’de 56.000’ in üzerinde kullanıcı müşterimiz var. Etik olmadığı için isim vermek uygun değil, kimi isterseniz bulabilirsiniz. Böyle olunca sıcak bir ilişki gelişiyor ve geniş bir çevremiz oluşuyor.
Sırrı Er: Yöremiz hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Köyde eviniz var mı, gidip gelir misiniz?
Selçuk Solmaz: Köyde evimiz var. Şöyle söyleyeyim; ben Türkiye’yi dolaştım. Dünyada da birçok memleket gördüm. Ama bizim bölgemizin insanı kadar, bizim topraklarımız kadar daha temiz bir bölge, daha temiz bir insan topluluğu görmedim. Bunu böyle derken, Anadolu’nun her bölgesi ve insanında belki aynı özellik ve hassasiyet vardır, belki biraz da taraflı düşünüyor olabilirim, ancak bizim insanımız gerçekten 21. yüzyıla girerken orijinini kaybetmemiş, bütün özellikleri taşıyan, dedelerinden gelen genetik mirasların tamamını taşıyan bir topluluk. Bu özellikler, bizim bölgemiz insanının ne kadar saf, ne kadar temiz, ne kadar kanaatkâr ve şükreden bir toplum olduğunu gösteriyor. Bir zamanlar Kızılcahamam’da bir canlı yayın programına katılmıştım. Bölge insanı isyan ederek, “Bu bizim geri kalmışlığımız ne olacak? Sanayi bölgemiz yok, bir fabrika ve yatırım yok, ilçemizde istihdam yok, bütün gençlerimiz şehir dışına gidiyor.” demişlerdi. 2004 yılı idi, o zaman şunu söylemiştim. “Bu bölgenin geri kalmışlığı ve gelişmemişliği, size gelişmenin bütün kapılarını şimdi açıyor.” Bunu dememim sebebi, o gün benim çok ciddi bir iddiam vardı. Belki % 5 hayata geçti, ama ben bunun gerçekleşmesini çok arzuluyorum. İnşallah bölgemiz insanları da destek verecektir. Kızılcahamam, Çamlıdere, bunlara Ayaş, Beypazarı’nı da katabiliriz, bu bölge Ankara’nın gıda deposu olacak yerler. Yani bu bölgenin her yönden saflığı ve temizliği halen kendini muhafaza ediyor. Toprakları kirlenmemiş, işlenmemiş, insanları kendi özelliklerini koruyor. O zaman bu bölgede bu insanlarla çok güzel organik tarım yapılabilir. Organik tarımdan elde edilen ürünlerle Türkiye’yi bırakın, bütün dünyayaya bir marka olarak hizmet verebilirsiniz. Kızılcahamam ve Çamlıdere’yi bu düşündüğünüz karamsar tablodan kurtarabiliriz dediğimde, bana aynen şu soruyu sordular. “Başka ne yapabiliriz?” “ En basitinden benim bildiğim arıcılığı beraber yapabiliriz.” dedim. Şu gün halen iddia ediyorum; Kızılcahamam, Çamlıdere bölgesi 75.000 koloniyi istihdam edecek bir potansiyele sahip. 75.000 koloniden de, neresinden bakarsanız bakın 150- 200 tonun üzerinde bal alırsınız, o bal da o bölgenin ismini duyurmaya, o bölgenin kalkınmasını sağlamaya yeterlidir. Bana sorarsanız, bizim bölgede sanayinin olmasını hiçbir zaman istemiyorum. Çünkü dünyayı gezip gördüğünüzde insanlar artık betonlaşmaktan sıkılmış. Doğal güzelliklere ve orijini bozulmamış bölgelere arz ve talep daha çok. Onun için bölgemiz böyle saflığı ve temizliği ile kalsın. Bu şekilde yöremizin gelişebileceğini düşünüyorum.
Sırrı Er: Selçuk Bey, yöremizin gelişmesi için başka ne gibi düşünceleriniz var?
Selçuk Solmaz: 2000’li yıllar inanç turizmi yılları idi. Bölgemiz insanı bunu çok iyi kullanamadı. Bu acı bir gerçek. Bölgemizde yapılacak organik tarım, inanç turizmi ve doğa turizmi. Üç ana noktada bir araya gelirsek, bölgemiz için bir dördüncü alternatife gerek yok. Ben her zaman bu üç alternatifin dışında yapılacak her şeye karşıyım. (Bir fabrika kurmak, sanayi yatırımları yapmak.) Bölgemizin bu turizm ve doğa güzelliklerini niye bozalım. Çünkü bu şekilde bölgeler kalmadı. Ama inanç turizmi, doğa turizmi dünyaya hükmedebileceğimiz bir potansiyel. Doğayı ve çevreyi bozmadan bu turizmlerin yanında organik üretime de geçebilirseniz, zaten dünyanın dört bir yanından gelecek insanlar bu üretimleri kendiliğinden alıp götüreceklerdir. Benim kişisel kanaatlerim bunlardır.
Sırrı Er: Selçuk Bey, arıcılık ve balın ülkemiz açısından genel bir değerlendirmesini yapabilir misiniz?
Selçuk Solmaz: Biz ülke olarak arıcılıkta, koloni sayısı bakımından dünyada ikinci sıradayız. Çin’de altı milyon arı kolonisi var, Türkiye’de dört buçuk, beş milyon arı kolonisi var. Koloni derken arı kovanını kastediyorum. Verimlilik açısından ise dünyada dördüncü sıradayız. Yani Türkiye’de totalde, tabi bu mevsimlere göre değişiklik gösterebilir, 65 ile 70 bin ton arasında bal üretilir. Avrupa topluluğunun bal arzı ise 200 bin ton. Bu demek oluyor ki, Türkiye ürettiği balın bir kilosunu bile yemese, Avrupa Topluluğunun ihtiyacının ancak % 50 sini bile karşılayamıyor. Demek ki bu sektör desteklenmesi ve gönül verilmesi gereken bir sektör. Arıcılık Avrupa’da yaygın değil. Dünyada arıcılık, Çin, Amerika, Arjantin, Meksika, Kanada’da var. Avrupa’da arıcılık mevsimsel nedenlerden dolayı yok ve yaygın değil. Verimlilik açısından dördüncü sırada olmamızın nedenleri; bizde damızlık, ırk ıslahı, gen merkezleri çalışmaları yeterli değil. Bu sıkıntıların yanı sıra verilen destekler de yeterli değil. Şu anda Türkiye’de arıcılık, 2. 3. 5. meslek olarak görülüyor.
Sırrı Er: Yöremize, (arıcılık da dahil olmak üzere) yatırım yapmayı düşündünüz mü?
Selçuk Solmaz: Bizim fabrikamızda 80’e yakın personel çalışmakta ve 120 civarında da üretici aile ile birlikte çalışmaktayız. Toplamda da 45.000 kovanla üretim yapmaktayız. Türkiye genelinde de bal piyasasında büyüklük olarak, birinci değilsek de ikinci sıralarda yer alıyoruz. Ama çeşitlilik açısından Türkiye’de ilk sıradayız. Yani butik tarzında üretim yapan ikinci bir bal firması yok. Bizim kadar da Türkiye’de bal çeşidi olan, belki dünyada da ikinci bir firma yok. Fabrikamız Ankara Şaşmaz bölgesinde. Genelde hemşehrilerimiz çalışır.
Sırrı Er: Selçuk Bey, bu anlattıklarınızdan sonra, bir bal uzmanı olarak bize biraz de balın faydalarını anlatır mısınız?
Selçuk Solmaz: Arıcılık ve bal denince konuşacak o kadar çok şey var ki, saatlerce konuşabiliriz. Ayrıca, hizmet verdiğim sektör keyif aldığım ve severek yaptığım bir sektör. Ayrıca bu sektör helal kazancı olan bir sektör, şifalı bir sektör, insanlığa faydalı bir sektör. Arıcılık bilindiği gibi Milat’tan Önce 5000’li yıllarda var olan bir sektör. Nereden anlıyoruz derseniz, Mısır’da Piramitlerde Firavun mezarlarında mumyalarda kullanıldığı görülüyor. Bal, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de yer alacak kadar güzel bir ürün. Yani balın tarihçesi çok eski. Biliyorsunuz, geçmişte bal böyle kahvaltılarda bol bol bulunan bir ürün değildi. İnsanlar hasta olduğunda, komşusundan, yakın köylerden üç beş kaşık bularak tedavi için kullanırlardı. Balı üreten canlı çok ilginç ve çalışkan bir canlı. Biliyorsunuz arının ömrü asgari 45 gündür. 45 ila 60 günlük ömrü içinde balı üretiyor. İnsanlık için görevini yapıp ölüyor. Kraliçe arının ömrü 6 yıldır. Bu 60 günlük yaşamları süresince tonlarca bal üretiyorlar. Şöyle diyebilirim; arılar insanoğlunun aile düzeninden 15- 20 kat daha gelişmiş bir düzene sahip. Peteklerinin altıgen olması, direnç noktalarının yüksek olması, malzemeyi sıfır boşlukla kullanması, tüm bunlarda ilahi gücü, ilahi kudreti görüyorsunuz.
Balın faydalarına gelirsek; ben hep şundan yanayım. Sabah evden çıkmadan bir yemek kaşığı yiyeceğimiz bal, sizi gün boyu zinde tutacaktır. Çünkü beyin sadece tatlı ile beslenir. Yani beyni besleyen asli başka faktör yok. Belki elma, armut bunlar yan faktörler olabilir ama asıl madde tatlı ve beyni en güzel de besleyen baldır. Her gün sabah yediğiniz bal 7 saniyede kana karışarak, beyin hücrelerini harekete geçirir. Beyin hücreleri harekete geçtiğinde vücuda verilen komutlar daha sağlıklı olur. Bir yemek kaşığı bal, bizleri hem gün boyu zinde tutuyor, hem sağlıklı kılıyor, hem kan şekerimizi dengeliyor. İlaveten bize lazım olan kaloriyi veriyor. Kısacası, balın yararları saymakla bitmez, yalnız bizim bahsettiğimiz iyi bal. Kolesterolü düzenler, görmeden yürümeye kadar, sinir sisteminden karaciğer fonksiyonları ve kan değerlerine kadar her alanda balın birçok yararları var.
Sırrı Er: Efendim, bu bölümde özel hayatınızla ilgili sorular soracağım. Kiminle, ne zaman evlendiniz? Çocuklarınız ne iş yaparlar? Boş zamanlarınızı nasıl geçirirsiniz, hobileriniz var mı?
Selçuk Solmaz: 1979 yılında sözlendim Eşim de çok uzaktan akrabamız, aynı köylüyüz. Onların da dedeleri zamanında Ankara’ya gelmişler. 1982 yılında Ankara’da Gençlik Parkında nikâhımız oldu, evlendik. O zamanlar hayat daha mütevazı idi. İki çocuğum var, kızımın adı Melis Solmaz, Bilkent Üniversitesini ve Girne Amerikan Üniversitesini bitirdi. Şu Anda Ankara, Çankaya semtindeki Panora alışveriş merkezinde kendine ait, bal üzerine bir iş yeri var. Oğlumun adı ise Melih Fer Solmaz. O da Atılım Üniversitesinde Mimarlık Bölümünde okuyor. Üçüncü sınıf öğrencisi. Şirketin adı Melis Arı Çiftliği. Kızımın adını verdik. Markamıza da oğlumun adını verdik. Fer Doğal Bal Ürünleri.
Boş zaman konusuna gelince; bizlerde hiç boş zaman olmaz. O konuda zaman fakiriyiz. Zaman zaman dostlarımız alınganlık gösteririler. Şu anda üç tane sivil toplum örgütünün başkanlığı var. Ayrıca bizi oldukça meşgul edecek kadar işimiz de var. En büyük hobim arıcılık.
Sırrı Er: Son olarak, hemşehrilerimize iletmek istediğiniz mesajlar var mı?
Selçuk Solmaz: Ben dünyanın her tarafına gidebilen ve uluslararası platformlarda sunumlar yapabilen bir kişiyim. Bu çalışmalardan da son derece keyif alıyorum. Ancak ben iki tane hemşehrimi gördüğüm zaman son derece heyecanlanıyorum. Birkaç hemşehrimin bir araya gelip de bir şeyler yapıyor olduklarını gördüğümde heyecanlanıyorum. Hemşehrilerimizin uğraşıyor olmaları beni hep sevindiriyor. Üzüntüm, hemşehrilerimizin kenarda köşede oturarak faal olmamalarıdır. Bizim hemşehrilerimiz vasıflı insanlardır, üretken insanlardır. Çalışmalarını isterim. Bizim bölge insanımıza verecek çok şeyimiz var. Bölgemize yapılacak işler için bürokrat ve iş adamlarımızla daha sık bir araya gelmemiz lazım. Bizlerin bölgemiz için yapabileceğimiz çok şeyler var. Bölgemizin insanı artık hizmet sektörünün alt kısımlarında yer almamalı. Bu acı bir itiraf, belki bazıları alınganlık gösterebilir, ama gerçek de bu. Başkente bu kadar yakın olup da Başkentin kenarında durması beni üzüyor.
Sırrı Er: Selçuk Bey, bize vakit ayırdınız, bu güzel söyleşiden dolayı teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dileriz.
Selçuk Solmaz: Ben de size teşekkür ederim.